Ben Senin Annen Değilim

Ben Senin Annen Değilim

171
0
PAYLAŞ

Bazı günler bu cümleyi haykırarak dolaşmak istiyorum ya da en iyisi bir kart haline getirip boynuma asayım. Böylelikle ön uyarı olur belki.

Acaba ne yapıyorum da iş yerimde veya değişik ortamlarda biraraya geldiğim  arkadaşlarıma bu mesajı veriyorum. Nasıl oluyor da ilişkilerimin pek çoğu bir süre sonra anne çocuk ilişkisine dönüşüyor ve hep anne rolü bana düşüyor. Neden bir kez olsun çocuk olan ben olamıyorum…….hemen her yerde bir şekilde bu sorumluluğu alıyor ve etrafımda yaşayan çocuk, büyük,hatta yaşlı herkesin annesi olabilmeyi başarıyorum. Evliliğime bile baktığım zaman çoğunlukla bu temel üstüne kurulu.

Ne yapar anneler, bir şeyler bekler ancak bulamasa da üzülmez veya üzülse de belli etmez. Kendisi hiç görmese de her an şefkat gösterebilir, kendisi aç kalsa da onu doyurur, hemen her türlü hatayı affeder, hele bir de onu bu hataları istemeden yaptığınıza ikna ederseniz dünyanın en büyük bağışlayıcısı olur. Ayrıca yorulmaz, acıkmaz, hasta olmaz, hemen hiçbir ihtiyacı olmaz, almadığı pek çok duyguyu bir şekilde nereden temin ettiği belli olmadan verir verir verir verir verir ……….

Bu gerçekci geliyor mu size ? Bana gelmiyor. Ayrıca pek çoğumuzun bu anne modeliyle yetişmediğini de duyduğum yaşam öykülerinden biliyorum. O halde bu gerçeğe dayanmayan ve çoğunlukla yaşanmayan Anne-Çocuk ilişkisini hangi hayal aleminde yaratıyor ve annemizden göremediğimiz bu gerçek üstü rolü bir yerlerde karşılaştığımız çeşitli kadınlara aktarıyoruz.

Bir anneninde insan olduğunu, yorulduğunu, acıktığını, hasta olduğunu, bir şeylere sinirlendiğini, bir şeyler bekleyip bulamadığı için hayal kırıklığı yaşadığını, robot olmadığı için insan üstü özellikleri bulunmadığını ve verdiği herşey için mutlaka bir yerlerden bir şeyler alması gerektiğini hangi nokta da unutuyoruz. Ya da hangi inanış veya ütopya bize bu gerçek üstü algıyı yaratıyor. Bunun sonucunda da kendi annemizden bulamadığımız da bunları bize verebileceğini düşündüğümüz anneyi çeşitli kadınlarda neden arayıp duruyoruz…….

Pek çoğumuz maalesef bu algıyla dolanıyoruz ortalıkta. İşyerinde, arkadaşlıklarımızda ya da evliliğimizde hep bu arayış içindeyiz. Hep bağlanacak birilerini arıyor ve bu bağın bizim her türlü sorunumuzu çözmesini bekliyoruz. Bu yazı da tema annelik üstünden gidiyor ama anne kelimesini baba ile değiştirerek de sanırım aynı noktayı yakalayabiliriz.

Yani yaşamımız karşılanmış veya karşılanmamış temel ihtitaçlarımızı giderecek ebeveynlerimizi aramakla geçiyor. Anne-babamız ne kadar mükemmel olursa olsun mutlaka bir yerlerde gideremedikleri bazı duygusal ihtiyaçlarımız kalıyor ve biz bu boşlukları doldurmak için onlara en uygun modelleri seçip onunla iş,aşk,arkadaşlık olarak yürütmemiz gereken ilişkilerimizi bir şekilde ebeveyn-çocuk ilişkisine çeviriyoruz.

İş yerinde olmamız gereken kişi olmadığımız için başarısız oluyor ve nedenlerini bir türlü anlayamıyoruz. Evlilikte hemen hiç yetişkin ilişkisi kuramadığımız için neden bu kadar çatıştığımızı anlayamıyoruz. Arkadaşlıklarımızda süreli dostluklar ve çabuk sönen alevli heyecanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Ve sonra kendi kendimize kaldığımızda;

“ neden bu kadar yalnızım, bu insanları hiç anlamıyorum, dünya giderek kötüleşiyor, herkes menfaatçi ……” vs gibi cümlelerle kendi dünyamızı yine kendimize zehir ediyoruz.

 

 

 

 

Sema Deniz’in yeni kitabı 40 Ruh Çemberi’ni satın almak için buraya tıklayın.

izotomi

 

BİR CEVAP BIRAK