“Ben içimi kağıda döktüm, siz de yayınlar mısınız?”

“Ben içimi kağıda döktüm, siz de yayınlar mısınız?”

225
0
PAYLAŞ

Her gün bir çocuk istismarı haberi duyuyoruz. Bundan dolayı da bu istismarların kanıksanması korkusu da taşımıyor değiliz. Bize ulaşan bir takipçimiz, küçük yaşlarda yaşadığı böyle bir olayı kaleme almış. “Ben içimi kağıda döktüm, siz de yayınlar mısınız?” dedi. Biz de bu olaylara farkındalık kazandırmak amacıyla, takipçimizin ismini saklı tutarak sizlerle paylaşmak istedik.

Ve ufak bir bilgi: Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; %30’unun 2-5, %40’ının 6-10, %30’unun 11 – 17 yaş grubunda olduğunu görülmekte. Bir başka deyişle olguların %70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismarcıların %96’sı erkek, %80’i de çocuğun tanıdığı birisidir.

işte o yazı:

Sen hiç istismara veya tecavüze uğradın mı?

İstismar… Anlamıyorsun değil mi? Ya tecavüz???

Ben de anlamamıştım çok küçüktüm ilk başladığında. 15 yaşındaydım. Vaktinden önce serpilen vücudum, akranlarıma göre onlardan daha uzun boyumla büyüyünce çok güzel olacak bu diyorlardı. Kız çocuğu olduğumdan korumak, kollamak lazımmış. Ondan mıdır bilmem annem hiç etek giydirmezdi bana. Otururken kendimi kollayamazmışım, oram buram açılırmış. Çok isterdim fırfırlı pembe bir eteğim olsun ama hiç olmadı. Okul önlüğümün dışında hiç etek giymedim ben. Şimdi de yok.  Sebebini anlatınca sen de bileceksin neden olmadı.

O yaşlarda yani 15-16 yaşlarında insan sevgiyi gördükleriyle tanımlıyor. Anne ve babanın seni sevdiğini sarılıp öpmesinden, kullandığı ses tonundan ve kelimelerin güzelliğinden anlıyorsun.  Başka türlüsünü düşünmek de zor zaten o yaşlarda. Beni seviyor musun diye sorduğunuzda bir çocuğa gelir ve sarılıp öper. Sevgi sarılmaktır çünkü. Anneye, babaya, dedeye, teyzeye, amcaya, kardeşe…

Ve sarılmak öyle bir şeydir ki bir çocuk için.  İçinde kötülük barındırmaz. Hem insan sevmediği birine sarılır mı?

Büyüyordum. Yaşıtlarıma göre hızlı ve çabuk. Boyum, ellerim, yüzüm, memelerim büyüyordu. Ve bu değişim beni bile şaşırtıyordu. Bol kıyafetlerle saklamaya çalıştığım büyümeyi  keşke durdurabilseydim diye çoğu kez aklımdan geçirdiğim de olmuştur.  Belki o zaman hiç yaşanmazdı o gün yaşananlar. Kim bilir..? Daha öncesinde sarılma bahanesiyle yoklanan göğüslerimdeki eli tesadüftür, çarpmıştır diye yumuşatmaya çalışırken o anların başka felaketlerin habercisi olabileceğini bilemezdim ki..

O gün…

O …….Akrabamızdı. Okuldan yeni geliyordum ve seslendi. Annenler dedi bizde. Seni alıp bize götürmemi söyledi. Akraba olunca insan doğruluk payını irdelemiyor o yaşlarda.  Sormadan bindim arabaya . Araba çok yakın olan onların evine değil de ormanlık bir alana doğru ilerlerken anladım bir terslik olduğunu. Nereye gidiyoruz diye sorduğumda kocaman bir sessizlik oldu. Araba durdu. Ve dudaklarıma doğru yöneldi o pis iğrenç dudakları önce. İttim onu . Anneme değil de neden buraya geldik dediğimde işimiz bitsin öyle gideriz dedi. Evet kesin ters gidiyordu her şey ve korku iliklerime kadar sarmıştı bedenimi.

Bağırmaya başladığımda yanağımda patlayan tokadın acısı bugün bile yakar canımı…

Beni anneme götür diye bağırmaya başladım bir yandan ağlıyor, bir yandan bağırıyor, o arabanın içinden çıkmak için var gücümle çabalıyordum. Nafile… Gücüm ne çıkmaya, ne kaçmaya, ne de olanları durdurmaya veya geri almaya yetiyordu. Yok olmak isteği vardı içimde.. Birden bire yok olmak..

O kocaman iğrenç vücuduyla bana dokundukça kaçma çabam da nefretim de korkum da büyüyordu. Elleri bütün vücudumda gezindikçe sanki ruhum canımdan çıkıyor, canım ölüyor ben yok oluyordum. Son tokatla biraz sersemleyince bacaklarımın arasına girmeye çalışan o şeyi, korkumun, dehşetimin ve iğrenme duygumun küflü tadını hatırlıyorum genzimde.

Ondan sonrası ölüm… ondan sonrası yok oluş… Ondan sorası utanç…. Ondan sonrası kendinden nefret etme…. Ondan sonrası korku…

Tecavüz buysa eğer bana yaşatılan bu şeyin bu kadar yalın ve kısa olmamalı adı…

Eve geldiğimde kendimi beynimi, vücudumu hissetmiyordum. Odama girdiğimde saatlerce ağladım. Bir şey yapmalıydım. Utana sıkıla gittim anneme.. İnanmadı anlattıklarıma. Hayal mi görüyorsun öyle şey olmaz dedi. Sonra bağırdı çağırdı. İçimde kopan fırtınanın sesini bastırır mı sesi diye baktım ama o kadar bağırmıyordu. Keşke benim yerime de bağırabilseydi.

Panik halinde kendi kendine konuşuyordu. Yüreğine inermiş babamın! Babama anlatırsa katil olurmuş. Bütün aile bölünürmüş. Anlatmamalıymışım. Hem konu komşu varmış bir de. Polis duyarsa…hastane, kontrol..  Duyulursa iki ailenin de mahvolması demekmiş bu.

O gün babam kimseyi öldürmek zorunda kalmadı onun yerine ben elbirliğiyle kendi içimde bir yerleri öldürdüm babamın yerine. Zamanın ilerleyişi öldü mesela..  O gün, orada olanların tekrarını bunca kez beynimde yaşamamın sebebi  sanırım bu.

Ertesi gün ve diğer günler hiçbir şey olmamış gibi okula gitmeye devam ettim. Arkadaşım anlamış bir tuhaflık olduğunu. Sordu.. Ağlaya ağlaya anlatmışım olan biteni.. Hatırlamıyorum.. Dayanamamış öğretmene anlatmış o da. Öğretmen polise.. Polis savcıya.. Savcı babama…

Annemin o gün katil mi olsun baban diyip sustuğumuz o gün(!) babam kimseyi öldürmedi fakat sağanak bir yağmurun boşalması gibi içimi döktüğüm o günden sonra elbirliğiyle öldürdük babamı… 0nun ve kimsenin yüzüne bakamadığım o gün..

Annemin yazdığı senaryonun içinde buldum kendimi birden.. Doktorlar, polis, savcı, öğretmen, annem, babam ve O..  Bedenimde ruhumu öldüren o katille yüzleştim bir bir… Anlattım anlattıkça kanadım.. Kanadıkça acıdım…  O hapiste şimdi.. Benim hapishanem ise her gün beynimde benimle geziyor.

Hatta aradan geçen 10 seneye rağmen unuttum mu diye soracak olursanız unutulmuyor. Tam unuttum derken bir gazete haberinden, tv spikerinin anonsundan hatırlatıveriyor o kara gün kendini. Sessiz ve ağlaya ağlaya okuyorum haberleri. İçimde kabuk bağlayan yaralar kanaya kanaya hatırlatıyor kendini.

Ne yapmalı diyorum sonra? Ne yapmalı da başka çocukların kabusu olmamalı bu yara? O gün benim için yapılmayanlar geliyor sonra aklıma..Ben olsam ne yapardım çocuğum için? Ki ben o çocuk olarak bu gün ne yapabilirim?

Çocuklarınıza kendi bedenlerinin sahibi olduğunu öğretin ve onlara kendilerinin izin vermediği sürece akraba dahi olsa kimsenin dokunamayacağını. Ve başlarına ne gelirse gelsin yanlarında olun. Kim ne der korkusuyla yaşananları örtbas etmenin bir çocuğun anne babasını kendi içinde öldürmek olduğu unutmayın bir de.. Tecavüzün tecavüzcünün suçu ve ayıbı olduğunu ve buna maruz kalmanın suç ve utanç verici bir durum olmadığını bilin. Çocuğunuz bunun güveniyle gelip anlatabilsin size her şeyi. Ve kötülüklerin en yakından da gelebilme ihtimalini öğretin onlara. Ki güveni de sorgulayabilsinler.

Ve unutmayın suç suça sustukça büyür, suçlu suçu ortaya çıkmadığına olan güveni sürdürdükçe işler suçu. 

İsterdim ki onun yüzüne bana yaptığı şeyin büyüklüğünü ve kötülüğünü anlatabileyim. Belki o zaman vazgeçerdi, vazgeçebilirdi o gün yaptıklarından. Kadınlar sustukça bu ayıp kadınların arasında bir sır olarak kalmaya devam ediyor.

Bugün anlattıklarım yarın yaşanacakları engellemeyebilir belki ama bilmek neye karşı önlem alacağımızı kesinleştirir.

Hiçbir çocuğun canının yanmadığı günlere özlemimle….