Ben hiç çiçek koklamadım

Ben hiç çiçek koklamadım

233
0
PAYLAŞ

Ben hiç çiçek koklamadım, ona nasıl bir anlam yükleyeceğimi ve ne duygu vereceğimi bilmiyorum, neden mi?

Sürekli çalıştım ben, sadece çalışmayı bilirim. Çalışırken bazı değerlere tutunmayı bilmişim. Mesela neye mâl olursa olsun doğruyu söylemek benim için çok önemli. Tüm arkadaşlıklarımı kaybetmek de risklerimden bir tanesi. Ama hep yaşadığım; eğer bir arkadaşını sevmiyorsan ve ona bunu söylüyorsan, sadece sevmediğin arkadaşın değil bütün ekip arkadaşların da sana karşı dönmeye başlar ‘ona haksızlık’ ediyorsun diye. Aslında gerçekte onların düşüncesinde bu maskeli olmak onlara rahatlık veriyor, zannediyorlar ki kimse anlamıyor (!) yutturdum sanıyorlar. Ama kendilerini kandırıyorlar. Acaba gerçekten söyleyebilselerdi ne olurdu? Duvarlarını yıkabilseler ya da zincirlerini kırabilseler…

Başka vazgeçtiklerim de var tabi ki, sadece doğrulukla sınırlamak mümkün değil.

O kadar iyi niyetle arıyorum ki karşılıklı iletişim kurabileceğim birilerini. Sürekli benim yanlış yaptığım şeylerin insanlar tarafından aranmasından öğrendim aslında insanlara bu kadar yardım etmemem gerektiğini.

Bu duruma katlanıyor olmam aslında kendimi cezalandırmam bir bakıma. Sileceğim bu insanları, elimde başka kimse kalmayacak. O kadar daraldım ki belki de ipin sonuna geldim o tutunduğum ipleri tek tek bırakasım var ta ki son ipe kadar. Hani balonlar uçmak ister bir sürü ipe bağlı kalırlar elinde tutarsın artık elin yorulur, onların hiçbirini tutmak istemiyorsun hepsini teker teker bırakıyorsun işte. Aynen böyle güzel kardeşim aynen böyle Erdal Demirkıran diyor ya “Madem gidecekler cehennemin dibine gitsinler başkalarına göre adım atmaktan sıkıldım ben.”

Kendi adımlarımı kendi istediğim gibi atmayı seviyorum ama; 7 yaşında başladı hikâyem. Hep çalıştım. Ailem tarlaya gittiğinde ben de evde yemek yapmak zorundaydım. Bilmiyordum fakat yapabildiğim kadar okuldan gelince onlara yemek yapıyordum, geç vakit geliyorlardı tarladan. Kardeşim de yardım ediyordu bana, bazen itiraz etse de yine de yapıyorduk yemeklerini. Hiç kaytarmadan sadece çalışmamız gerektiğini bilerek. Küçük yaştan beri bize çalışmamız gerektiği öğretildi ve bunun sonucunda  51 yaşımda olmama rağmen hâlâ çalışıyorum. Akşamdan bütün işlerimi kafamda kurarım ve bu plana bağlı kalmaya çalışırım. Sürekli koştururum insanın dinlenmesi gerektiğini unuturum çoğu zaman, halim kalmadığında hatırlarım genellikle.

Zaman zaman düşünüyorum, bu durum zihnimi sürekli bir şeyle meşgul edip o boşluk hissini hissetmemek mi acaba? Bence kesinlikle böyle kimse duygularını kolay kolay anlayamıyor o duyguların önündeki kocaman duvarı geçemiyor. Yıllar geçtikçe bunu fark etse de görmezden bilmezden geliyor. O duvarı niye ördüm acaba sevgisiz bir ailede miydim, reddedilen bir çocuk muydum? Bunu anlayıp anlamamak artık umurumda değil. O duvarları yıktım. Artık ister hepsi yıkılsın ister sadece benim geçebileceğim kadar delik açılsın sadece oradan uzaklaştığımı ve ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Boşluk etkisinde duyguların duvar arkasında kaldığından derin anlamlı destekleyici ilişkilerden mahrum kalıyor musunuz, amaçsız ve yönsüz bir hayatın ortasında kalıp kendine değer verme ve güven duygularının yoksunluğunu hissediyor musunuz? Cevaplarınız ‘Evet’ ise bu da ağır bir bedel olarak karşımıza çıkıyor.

ilk koçluk eğitimime gittiğimde hayallerimiz soruldu bize. Çok gariptir ki o gün oradan taşradan şehre düşmüş ve hiç hayali olmayan bir kişi gibi hissetmiştim Aslında hayallerim vardı ilk beş yıllık kalkınma planı gibi sıralayabilirdim, bırakmak ya da devam etmek benimle sınırlıydı. Eğitimden Umut‘a çok teşekkür ederek ayrıldım. Seçeneklerimizi nasıl arttıracağımızı öğrendik nasıl hayal kurabileceğimizi nasıl hedefe götüren yolu kafamızda düşleyebileceğimizi gördük. O günden sonra arada gözlerimi kapatıyorum ve “Ben ne hissediyorum, benim duygum ne?” diye soruyorum. Çünkü artık çok değerli olduğumu biliyorum.

Dilek Büyükyatıkçı