Ben David Brooks bekliyordum, ne yazık ki Ayhan gelmişti.

Ben David Brooks bekliyordum, ne yazık ki Ayhan gelmişti.

332
1
PAYLAŞ

İlk kitabımın yayınlandığı gündü, kapı çaldı. “Aha” dedim, “New York Times`tan geldiler”. Açtım kapıyı görevliymiş, “Çöp var mı abi” dedi.

Ben David Brooks bekliyordum, ne yazık ki Ayhan gelmişti.

Zaten oldum olası Amerikalıların yavaşlığından yakınmışımdır. “Demek ki yarın gelecekler, adamlara da hak vermek lazım, onca yol, hazırlıklar falan filan” diye düşündüm.

Ertesi gün de gelmediler. Tabii, modumu düşürmedim yine. David, -eğer Türkçe bilmiyorsa- kitabı alacak çevirisini yaptıracak, bir solukta okuyacak ondan sonra yola çıkacaktır. Belki de NYT yavaş değil ben aceleciyimdir. Yine de hazırlık olsun diye beyaz gömleğimi ütücüye gönderdim, çünkü nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde beyaz gömlek içerisinde “çok yazar” görünüyorum.

30 ay 17 gün geçti, hala gelmediler. Bu arada 4 kitabım daha yayınlandı, 5-10 tane de yeni beyaz gömlek aldım ama gelen giden yok.

Türkiye`de yazarın hali budur. İstisnasız her birimizin bir numaralı şikayeti Amerikalıların yavaşlığıdır.

Bu memlekette her gün Roman / Şiir / Deneme alanında ortalama 85 kitap basılıyor. Örneğin bugün basılan 85 kitaptan 84`ü ikinci baskıyı göremeyecek. O biricik “çok satan” kitabımız da muhtemelen bir önceki kitabı 10 baskı yapmış meşhur bir yazarımıza ait olacak. Ha, işin trajik tarafı, David onu bile ziyaret etmeyecek.

İhtiyaç listemizde kitap okumak 235. sıradaymış. Bunu öğrendiğim anda gerçek anlamda bir şok yaşadığımı belirtmeliyim. Ben şahsen kendi adıma 235 farklı ihtiyacım olduğunu bilmiyordum ki. Sorsalar 4 ihtiyaç sıralayabilirim. Yemek, içmek, barınmak, üremek. Yani aslında son dönemlerde tasarruf olsun diye üremeyi de ihmal ettiğim söylenilebilir.

Bunu gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. TÜİK`e göre 235`ten fazla ihtiyacımız varmış. Herhalde 234. sırada erkekler için üretilmiş sir ağda vardır. Ne için kullanılacağını bilmiyorum ama bir sonraki sırada kitap olmasının ne anlama geldiğini biliyorum artık.

Aslında kitap üretmekte çok kötü değiliz. Kişi başına 8,4 kitap düşüyor güzel yurdumuzda. Ancak kitap okumakta sorunluyuz. Kişi başına ortalama kitap okuma süremiz 1 dakika, televizyon izleme süremiz ise 6 saat. Yani okur denilen mümtaz kişi, o 1 dakika içinde benim kitabım ile Orhan Pamuk`un kitabı arasında bir tercih yapacak, gidip kütüphaneden tabii ki benim kitabımı çıkaracak, önsözün bulunduğu sayfayı açacak… Tak, bir dakika doldu, kitabı yerine bırakacak.

Yazmayalım o halde kolaycılığını da kendime yakıştıramıyorum. Hatta kendimi geçiyorum, Fatih Mehmet Ünlü`nün Bimarhane`sini okuduktan sonra “yazılmamış” olmasının büyük bir kayıp olacağı kanaatine vardım. Kitapta İhsan Oktay Anar`ın Puslu Kıtalar Atlası lezzeti var. Çok etkilendim…

Dip Not ve hatta Deep Note: Dostum, kitabı büyük keyifle okudum. Başyapıt olmaya aday olduğunu samimiyetle söylüyorum. Ancak üç sorum var?

1-Bir adam böyle bir kitabı neden yazar?

2-Bir adam böyle bir kitabı nasıl yazar?

3-David sana geldi mi?

Bu makaleye Fatih Mehmet Ünlü tarafından “David Brooks Bimar İçin Ne Dedi?” adlı makalesiyle cevap verilmiştir. 

1 YORUM

  1. […] Tuncer Aktaş’ın “Ben David Brooks bekliyordum, ne yazık ki Ayhan gelmişti.” başlıklı yazısını beğenerek ve sesli gülerek okudum. Bana sorduğu sorulara elbette cevap […]

BİR CEVAP BIRAK