Bella Ciao

Bella Ciao

251
0
PAYLAŞ

Büyük soygundan önceki son gece. Aylardır her bir ayrıntısı adım adım planlanan soygunun başmalasına sadece bir şafak kalmıştır. Düşünülen tüm detaylara, hesaplanan tüm adımlara rağmen hiçbir şeyin garantisi yoktur. Bu belirsizliğin getirdiği endişe, Berlin’in sözcüklerinde hayat bulur. İşlerin karışması halinde Profesör’ün ona yakalanmayacağına dair söz vermesini istemektedir. Profesör o anda ya Berlin’den yayılan kaygı dalgasına teslim olacaktır ya da belirsiz bir geleceğe dair yaşadığı bu kaygıdan onu çekip alacak bir hamle yapacaktır. O, ikinci yolu seçer ve “çav bella” olarak bildiğimiz İtalyan halk türküsünü mırıldanmaya başlar. Bu tavır bir anda ortamdaki havayı değiştirir. Berlin’i de, ekranın bu tarafındaki bizleri de sarıp sarmalar o ezgi. Artık sadece o an vardır, yarına dair kaygılar notaların arasında yok olup gitmişlerdir.

Son dönemin en popüler dizilerinden “La Casa De Papel”in bu sahnesini çoğunuz biliyorsunuz. Kaygılara kapılan Berlin karakterini oradan çekip alan bir ezgi oldu. Peki bu ezginin gücü neydi? Notaların dizilişinde bir tılsım mı vardı yoksa sahip olduğu makamda bir tuhaflık mı?

Gün içinde karar almamızı, harekete geçmemizi engelleyen kaygılara kapılıp dururuz. Geleceğe dair endişelerimiz beraberinde başarısızlık korkusunu getirirken, başarısız olacağımıza, hiç harekete geçmemeyi seçeriz çoğu zaman. Halbuki çok inandığımız, yapmak için yanıp tutuştuğumuz o şeye doğru ilk adımı atmaya nasıl da yaklaşmışızdır daha az önce. Ama bir anda başka bir yanımız çıka gelir zihnimizin içinden, o aşırı tedbirli yanımız. Tozlu soluk bir küredir bize geleceği gösteren şey. Yolunda gitmeyişler, becerememeler, rezil olmalar ve en kötüsü elindekini bile kaybetmelerle örülmüş bir gelecek. Vazgeçeriz, erteleriz, planlarımızı gözümüzün önünde olmayacakları bir yerlere kaldırırız. Aradan haftalar, aylar hatta yıllar geçince o atmadığımız adım bir anda yine gelir bulur bizi. Geçmişte yapmadığımız bir pişmanlığa dönüşmüştür artık.

Halbuki Goethe’nin dediği gibi hayatın amacı hayatın kendisi ise hayata dair yaşayacağımız tek gerçeklik “şimdi”dir. “Şimdi”yi tüm güzelliği ile yaşamak hayatı yaşamaktır. “Şimdi”de kalmak, zihnimizi gelecek kaygılarından arındırmaksa cesarettir, motivasyondur, hazdır.

Bella Ciao. Bu ezginin tek yaptığı Berlin’e de seyirciye de geleceği düşünmeyi bıraktırıp kafalarının içinde sadece kendisine eşlik ettirmekti. O “an”da ezgiyle bütünleşen zihinler, geleceği düşünmeyi, onun için kaygılanmayı bırakmıştı. Böylece “şimdi”yi yaşama gücünü tekrar ele geçirmiş, bu da kaygıların yarattığı sisi dağıtıp,  cesaret ve motivasyonu tekrar ortaya çıkarmıştı. Planın başarısız olması halinde yaşanabilecek felaket ihtimalleri ile tedirginleşen bakışlar gitmiş, yerine inançlı bir şekilde kadeh kaldıran adamlar gelmişti.

Binlerce yıllık atalarımızdan mirastır hayatta kalma içgüdümüz. Modern dünyadaki karşılığı sosyal anlamda güçlü olmak, başarılı olmak, prestij sahibi olmak, saygı ve hayranlık duyulan biri olmaktır. Bu nedenle kendi görevini yapan içimizdeki aşırı tedbirli yanımızı da suçlamamalıyız. Biz sadece zihnimizin “şimdi”de mi yoksa gelecekteki kaygılarda mı olduğunun bilincinde olmalıyız. Ve bizi “şimdi”ye geri çekecek “çav bella”mızı bulmalıyız.  

Emrah SOĞANCI