Bana “Umut”tan Güçlü Tek Bir Şey Söyleyin!

Bana “Umut”tan Güçlü Tek Bir Şey Söyleyin!

384
0
PAYLAŞ

Kimi uçmak ister, kimi kaçmak, kimi koşmak. Kimi yazmak, kimi meşk etmek, kimi dans etmek. Kimi resmetmek, kimi yontmak taşı, kimi çamura şekil vermek. Kimi sahil kasabasına yerleşmek,. kimi uzak diyarlara seyahat etmek. Kimi de başka herhangi bir şey. Şu yeryüzünde ne çok insan var demek, bir o kadar hayal ve bir o kadar  da dünya var demek. Yaşam, insanın hayalleriyle renklenip yapıtlarıyla şekilleniyor. Bugün bildiğimiz, gördüğümüz, kullandığımız pek çok şeyi var eden, günün birinde onu hayal edenin hatırına değil midir? O yolda yürümeyi bilenler için bugün hayal olan, yarın gerçek olmaz mı hiç? Ya siz? Siz neler hayal ediyorsunuz? Yaşamı bir martının kanadından hayal etseydiniz örneğin, neler görürdünüz?

Richard Bach’ın 1970 de  kurduğu  hayali, bir kitap olmuş. Yıllarca hep en çok satan kitaplar listesindeki yerini de korumayı başarmış. Martı Jonathan Livingston, yazarının sözcükleri aracılığıyla hayallerine doğru kanatlanma sırasının okuyucularına geldiğini ustaca fısıldıyor yıllardır. Öykü  hakkında pek çok şey yazıldı, çizildi.  Benimki de yazılanlardan yalnızca biri. Yazımı okumayı sürdürdüğünüze göre şimdi de sıra size gelmiş olmalı.

Martı Jonathan Livingston için önemli olan yalnızca yiyecek bulmak değil, uçmaktır. Onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği, uçmayı büyük bir tutkuyla sevmesidir.  Ailesi onun bu durumundan oldukça rahatsızdır. Bir an önce yiyecek bulmayı öğrenmelidir. Onlara göre martıların uçma nedeni, yiyecek bulmaktan öte değildir. Jonathan bir süre bu fikre boyun eğerek diğer martılar gibi davranmaya çalışır. Balıkçı teknelerinin peşinden koşar. Fakat bir süre sonra böylesi yaşamayı anlamsız bulur. Ve “Onca zamanı boşuna geçireceğime uçmayı öğrenebilirim. Öğrenecek ne çok şey var,” diyerek tekrar tutkuyla gökyüzüne doğru hızla yükselir.

Sizin için önemli olan nedir? Büyük bir tutkuyla sevdiğiniz ve sizi diğer kişilerden ayıran özelliğiniz ne olabilir? Elbette yaşamınızda zorunluluklarınız, görevleriniz, sorumluluklarınız vardır ve bunlar sizi tekdüze bir yaşama hapsedebilir. Sıradanlığı kırmak için ne yapmalısınız? Tüm bunların ötesinde yaşamınızı anlamlı kılan ve öğrenmek istediğiniz, yapmak istediğiniz neler var? Dünyaya ne için gelmiş olabilirsiniz?

 Hedefi hızlı uçmaktır. Zaman geçtikçe de aşama kaydeder. Ancak her denemeyle hızlı uçma konusunda deneyimlemesi gereken daha çok şey olduğunu fark eder. Kimi zaman başarır, kimi zaman çuvallar. Başarısız olduğu anlardan birinde derinden bir ses işitir.  “Hiç şansım yok,” der ses. “Ben bir martıyım ve doğamla sınırlıyım. Ailem haklı. Tüm bu saçmalıkları unutup sürüme geri dönmeli, neysem o olmalı, sınırları belli zavallı bir martı olarak kalmalıyım.” Böylece Jonathan, kendinden başka herkesi mutlu edeceği  seçimiyle tekrar karaya doğru alçalmaya başlar.

Hedefiniz var mı? Varsa ona ulaşmak için kendinize şans verdiniz mi? Deneyimin gücüne inanıyor musunuz? Yola çıktığınızda  duyduğunuz negatif sesleri susturabilecek ve kendinize ve yüreğinize “Dayan,” diyebilecek gücünüz var mı? Sınırlarınızı kimler belirliyor? Siz mi yoksa diğerleri mi? Seçimlerinizle kendinizi en son ne zaman mutlu ettiniz?

“Karanlıkta uçmak ne hoş,” der kendine. Sonra karanlığın kelimesinden bile ürktüğünü fark eder. “Martılar kesinlikle karanlıkta uçmazlar.” Diyen sesi bu kez dinlemeye niyetli değildir. ”Karanlıkta uçmak için ne gereklidir?” diye düşünmek yanıtı yine kendisinde bulmasını sağlar.

Kelimesinden bile ürktüğünüz neler var? Ya öğrenilmiş çaresizlikleriniz ya kendini gerçekleştiren kehanetleriniz? Derinliklerinizden gelen ses size neler söylüyor? O sesi nasıl yola getirebilirsiniz? Hedefinize uçmak için size gerekli olan ne?

Böylece diğerlerine verdiği sözden dönerek kendine gelir.  “Bu tür sözleri ancak sıradanlığı onaylayan  martılar verir, farklı olmayı öğrenmiş birinin böyle sözler vermeye ihtiyacı yoktur,” diyerek artık  kendisini suçlu da hissetmemektedir. Korkuyu yenmiştir bir kere. Tek isteği yapabileceğinin en iyisi yapıp son hıza ulaşmaktır. Artık onun için yeni dönem, başlamıştır.

Şimdiye değin inanmadığınız ama sadece sevdiklerinizi üzmemek adına, kendinizi ipotek altına aldırtan hangi sözleri verdiniz? Belki de o sözlerden dönmenin, o anlaşmaları feshetmenin, kendinizi gerçekleştirmenin vakti gelmiştir, ne dersiniz?

Bu süreçte zamanını yaptığı işe adamayı ve etkili kullanmayı, onu yaptığından alıkoyan martılarla oyalanmamayı da öğrenmiştir.  Uğruna her şeyi feda ettiği hedefi için boşa  harcayacak vakti yoktur.

Zamanınızı etkili kullanmayı biliyor musunuz? Sizi yapmak istediklerinizden alıkoyan her neyse ya da kimse onlarla oyalanmayı bırakabilir misiniz?  Varsayalım ki yaşamınızın en kıymetli amacını buldunuz. Ona kendinizi adayabilecek misiniz?

Yaşamında sahip olduğu bu amaç yaşamak hakkında ne çok neden olduğunu anımsatır ona. Uçmanın özgürlük olduğunu fark edip sevinir. Ve şöyle der; “Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, özgürce kendimiz olabiliriz.” Bu sırada martı konseyi toplanır. Jonathan sürüden  dışlanarak sürgün edilir. Çünkü diğer martılar yaşamın meçhul olduğuna ve yaşamdaki tek gerçeğin yemek bulmak ve olabildiğince uzun yaşamak olduğuna inanmaktadırlar.

Sıradan gereksinimleriniz dışında yaşamak için nedenleriniz var mı? Varsa bu nedenler neler? Sizin için özgürlük nedir? Kendinizi bulduğunuza inanıyor musunuz? Özgürce kendini bulmak sizin için ne anlama geliyor?

Sürgün, yalnızlık ve öğrenme süreci olarak anlam kazanır onun için. Üstelik beraberinde pek çok keyfi de getirmiş, becerileri de gelişmiştir. Artık balıkçı teknelerinin attığı bayat ekmek kırıntılarına tav olmak yerine lezzetli ve ender balıklarla karnını doyurabilmektedir.

Yaşamdan kendiniz ya da başkaları tarafından bir süreliğine sürgün edilseydiniz; bu sürece nasıl bakar ve onu nasıl değerlendirdiniz?  Her külfetin bir de nimetinin olacağına inananlardan mısınız?

Başka şeyler de öğrenmiştir yalnızlığında. Bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir martının ömrünü kısalttığını örneğin. Ve bunları istediği zaman zihninden uzaklaştırabileceğinin ve hoş bir yaşam sürebileceğinin de. Artık kendisi için elde edebildiği her şeyi sürünün diğer bireyleri ile de paylaşabilme düşüncesi onun için vazgeçilmezdir.

Hiç yalnız kaldınız mı? Yalnızlık size neler öğretti?  Bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir insanın ömrünü kısaltabileceğinin ve bu düşünceleri istediğiniz zaman zihninizden uzaklaştırabileceğinizin ve bu sayede hoş ve anlamlı bir yaşam sürebileceğinizin farkında mısınız?  Farkındaysanız sizin için belki de uçma vaktidir, hiç durmayın. Ulaşabileceğiniz en son hıza ulaşabilmek için uçun gökyüzüne doğru. Sizi karaya doğru çağıran olursa sakın aşağıya inmeyin. Aksine gökyüzünün güzelliğini, uçmanın keyfini paylaşın onlarla. Belki de kanatlanma sırasının sizden sonra onlarda olduğuna bile inandırabilirsiniz onları,  kim bilir?

Martı Jonathan Livingston