Bana benzediğinin farkında mısın?

Bana benzediğinin farkında mısın?

229
0
PAYLAŞ

Yaşadığım şehirde, ülkemde, dünyada meydana gelen ve beni her defasında yine yeniden şaşırtan olayların mutlaka büyük evrensel bir planın parçası olduğunu düşünmek ve inanmak istiyorum. Hani bazılarının “karma”, büyüklerimizin de “ne ekersen onu biçersin” diye açıkladığı felsefe var ya. Dilimize doladığımız ama çoğu zaman anlamakta ve anlamlandırmakta güçlük yaşadığımız felsefe.

Yüz, belki bin yıllardır ektiğimizi biçiyoruz insanlık olarak. Önce doğaya ve onun bize sunduklarına hoyratça kötü davranıp, ardından doğanın bir parçasıyken ondan ayrışmışız bu süreçte. Kimi atalarımız medeniyeti ileriye gitmek ve doğmakla başladığımız yolculuğumuzu anlamak ve anlatmaya çabalarken, kimi atalarımız hırslar ve daha güçlü, daha çok şeye sahip, daha dahalarla başarının anlamını bireysel veya kabilesel başarı olarak yaşamış ve nesiller boyu taa bizlere kadar aktarmış. Öyle ki başta kabaca yaşadığı bölgeye ayrıştırdığımız insanlık, sonrasında renge göre siyah ve beyaz tenli diye, şimdi de dini inançlara göre ayrıştırıyoruz. Sırf farklılıklar üzerine kurulan düzenlerle yaşadığımız ve yaşattıklarımız duygular bile yeryüzünde başımıza ne geliyorsa başlangıcını görmediğimiz ama ısrarla devam ettirdiğimiz durumların, ektiklerimizi biçtiğimizin birer kanıtı aslında.

Öğrenilmiş çaresizlikle özdeşleşen beş maymun, bir merdiven ve bir muz ile yapılan deney aklıma geliyor. Deneyde, beş maymun bir kafese konuyor ve kafesin içine koyulan bir merdivenin en tepesine bir salkım muz asılıyor. Maymunlardan biri muza ulaşmak için merdivenin tepesine çıktığında, araştırmacılar kafesin içine tazyikli soğuk su sıkıyorlar ve atılgan maymun yere düşüyor. Diğer maymunlar da muza ulaşma denemesinde bulunduğunda, diğer dört maymunun engel olmaya çalıştığı ve hatta dövdükleri görülüyor. Sonrasında maymunlar teker teker değiştiriliyor. Kafese yeni katılan maymun muza ulaşmak için merdivene yöneldiğinde, soğuk suya gerek kalmadan diğer dört maymunun atılgan maymunu engelleyip, hırpaladıkları gözlemleniyor. Maymunları değiştirmeye, kafeste soğuk suya maruz kalmış maymun kalmayıncaya kadar devam ediliyor. Her yeni gelen maymun muza ulaşmaya teşebbüs etse de diğer maymunlar tarafından engelleniyor. En şaşırtıcı olan şey ise içerde soğuk ve tazyikli suya maruz kalmamış maymunlarında engellemeye ve hırpalamaya en az maruz kalanlar kadar istekli oluşu.

Şu anda dünyaya baktığımda, soğuk suya maruz bırakılmamış maymunlar ne kadar ezbere ve gördüklerini uygulayarak hareket ediyorsa, insanların da aynı şekilde davrandığını görüyorum. Binlerce yılın ardından, insanın sorgulamasına ket vurduğu sistemler yüzünden nefretin, maymunların hırpalamasına ek olarak lanetleme ve kınamakla katlanarak arttığını görüyorum. Kınamayı ve lanetlemeyi öyle gelişigüzel savuruyoruz ki, içimizden gelen nefreti söze dökerek somutlaştırıyoruz. “Ben gibi olmayan doğru değildir.” “Ben neden onu anlamalıyım ki o beni anlasın.” diyerek “ben” ve “o” oluveriyoruz. Sonra çoğalıyoruz ve “biz” ve “onlar” çıkıyor sahneye. Hadi biz gibi olmayanlar silindi yer yüzünden diyelim. Tek bir kişi dahi kalmadı biz’e benzemeyen. Ne olacak ve hangi savaş kazanılmış olacak? Var mı bir adı bu savaşın? Peki var mı Ben’den bir başka daha? Yok ben, şimdiye kadar yaşamış, yaşayan ve hatta yaşayacak insanların arasında tekim, Ben’den bir tane daha olmadığı gibi Sen’den de bir tane daha yok. O zaman hepimiz farklıysak, hepimiz mi ölmeliyiz?

Yok yok kimse ölmesin. Bir de ortak paydalarımıza bakalım yaşamak ve yaşatmak için. Benim sevdiğim müzik gruplarını seven, benim gibi olmasa da bana benzer düşünen, benim tarzım gibi giyinen… Bu ortak durumlarla kaç kişiyle “Biz” olabilirim sizce? 100, 1.000 belki 10.000

Ama benim gibi mavi küre denen yeryüzünde yaşayan, nefes alıp veren, uyanıkken gözlerini belli aralıklarla kırpan, üzüldüğünde veya duygulandığında gözleri nemlenen, sevindiğinde gülen, sevdiğini gördüğünde kalp atışı hızlanan, er ya da geç sevmeyi deneyimleyen en büyük ortak payda olan “İNSAN” olmakla yaklaşık 8 milyar kişi de tam “BEN” gibi ve “BANA” benziyor.

Bilinçsizce hatırlamak değil, en yakınlar yerine, en uzakları görmeye başlamak lazım artık. Gözlerimizle ayrıştırmak yerine, gönlümüzle birleştirmek lazım. Ben yeryüzünde “ben” gibi insanlarla yani tüm insanlarla bütün olarak yaşamak istiyorum. O  tazyikli soğuk suyla ben düşmedim ve şu anda yer yüzünde o suyla düşen tek bir insan yok. Artık en zoru değil, en kolayını seçelim istiyorum. Herkesi ve her şeyi tam da yaratıldığı ve olduğu gibi kabulümdür demek. Bütün meselenin doğduğumuz gün koşulsuz kabul ettiğimiz ölümle arada geçen ömürde olduğunu her an hatırlamak. Bunun adına da hayat deyip hakkını vererek yaşamak ve yaşatmak için çabalamak.

Ben yaşamayı seçiyorum tüm insanlar ve canlılarla birlikte… Bana benzediğini sen de görmeye hazır mısın?

Şermin Çetin

01.01.2017 İstanbul

 

BİR CEVAP BIRAK