Bakmakla yükümlü olduğunuz yaşlı biri var mı?

Bakmakla yükümlü olduğunuz yaşlı biri var mı?

186
2
PAYLAŞ

İğrenç bir şey bu…

Ay tamam yeter…

Daha iki kaşık yedik…

Yemeğe iğrenç denmez hem.

Tükürme…

Aaa ne ayıp!

Bak çok güzel içine çilek reçeli de koydum…

Eveeet bu son kaşık…

Aç ama ağzını iyice aç…

İlaç içeceğiz sonra…

Veee kahve içeceğiz, hatta yanında da sigara vereceğim sana…

Alzheimer hastası annemi bu ve benzeri diyaloglarla besliyoruz bu günlerde. İtiraf edeyim ben koca kız olmuştum hatta üniversitede bile sabahları canım hiçbir şey yemek istemezdi ve annem kalkar ezme mama yapardı bana. Çay suyuna ezilmiş ekmek, peynir, tereyağı ve reçel. Şimdi aynısını ben yapıyorum ona.

Hayat böyle bir geri vitese taktırıyor işte yaşlanan insanları. Sebebi Alzheimer ya da değil, bir şekilde çocuklaşıyorlar ve çoğu zaman biz onların bize gösterdikleri sabrı göstermekte zorlanıyoruz. Çocuktur deyip geçmekte zorlanıyor, tekrar eden sorularını cevaplarken sıkıntımızı gizleyemiyoruz.

Oysaki çocuklar bizden daha sabırlı davranabiliyor ve yaşlılara onları incitmeden, tersine oyalayarak, yaşama sevinci vererek arkadaşlık edebiliyorlar. Aşağıdaki video bunun harika bir örneği ile ilgili.

Görüntülerin geçtiği yer içinde 400 den fazla yaşlının kaldığı ve aynı zamanda bir anaokulunu da içinde barındıran Intergenerational Learning Center adında Seattle’da bir kampüs. Haftada beş gün çocuklar ve huzurevinin sakinleri bir araya gelip müzik, dans, masal anlatma, sanat, öğle yemeği yeme gibi aktiviteleri gerçekleştiriyorlar ya da sadece birbirlerini ziyaret ediyorlar.

Çocuklar ortada yokken uykusuz, neşesiz hatta kimileri depresif halde olan yaşlılar çocuklarla birlikte neşeleniyorlar, o günün planlanan aktivitesi neyse çocuklarla birlikte onu yaparken adeta tekrar hayata dönüyorlar.

Özellikle videonun başını dikkatle izlemenizi tavsiye ederim. Adını defalarca sorup yanlış anlayan yaşlı adama sabırla ismini tekrar etmesi çok anlamlı.

Bu videoyu yapan kişi aynı zamanda Seattle Üniversitesi’nde bir profesör. Tüm masrafları kendi cebinden karşılamış ve videoyu kendi çekmiş. Present Perfect, (Şimdi Mükemmel) adında bir film yapmak için kolları sıvamış. Filmin isminin anlamını açıklarken film aslında şimdi ile ilgili diyor. Yaşlıların şu anda kalmakta ne kadar zorlandıklarını ifade ediyor. Neredeyse hiç geçmişi olmayıp, uzun bir gelecekleri olan anaokulu öğrencileri ve zengin bir geçmişe sahip ama gelecek adına çok az vakti kalmış yaşlılar. Çocuksu davranışları ile sosyal hayata entegre olmakta zorlanan yaşlı çocuklar ve saf sevgi olan küçük çocuklar için harika bir buluşma noktası.

Böyle yerlerin yayılmasını diliyor insan hemen. Sonra kendi ülkemize bakınca, çocukların, gençlerin ve yaşlıların temel ihtiyaçları konusunda bile ne kadar yetersiz durumda olduğumuzu düşününce… Ama yine de siz bir izleyin videoyu, bir gün bir yerden başlarız. Gençlerin değerlerine göre meslek seçimi yapmasının onlara mutluluk getireceğini savunan İzotomi Projesi de bir hayal ile başladı, şimdi hızla büyüyor. Yani neden olmasın? Hiçbir şey olmazsa yayın bu tür mesajları… Paylaşın herkesle… Paylaşarak büyüyoruz.

Hepinize sevgilerimle,

Yeşim Erberksoy

İzotomi Project

2 YORUMLAR

  1. Oyuncaklar

    Çocuğum, ne kadar mutlusun bütün sabah
    toprakta oturup kırık bir dalla oynarken.

    O küçük dal parçasıyla oynaman gülümsetiyor beni.
    İşim var, saatler boyunca sayılar topluyorum.

    Belki bakıp bana düşünüyorsun. ‘Sabahın
    tadını kaçırmak için ne saçma oyun’ diye.

    Çocuğum, unuttum değnekler,
    çamurlar arasına karışma sanatını.

    Pahalı oyuncaklar arıyorum şimdi;
    altın, gümüş parçaları topluyorum.

    Ne bulsan onlarla oluşturuyorsun oyunlarını.
    Bense zamanımı da, gücümü de elde
    edemeyeceğim şeylere veriyorum.

    Tutku denizini geçmeye çalışıyorum cılız kayığımla,
    oyun oynadığımı unutuyorum…

    R. Tagore

  2. Ne kadar faydalı, güzel, destekleyici, vs.. olduğunun bir önemi yok ülkemiz için. 5 yıldızlı otelleri aratmayacak yapılar ve hizmet olsaydı da önemi olmayacaktı. Yukarıda anlatılan proje kusursuz uygulanabilseydi de bu ülkede işe yaramazdı. Çünkü bu ülkede bir insana verdiğiniz değer, özellikle de bir çocuğa ve bir yaşlıya verdiğiniz değer, onlar için çektiğiniz eziyet miktarı ile ölçülüyor. Kültür bu. Daha “huzur evi” diye ağzınızdan çıkar çıkmaz “aaaaaa” sesleri duyarsınız bu ülkede. Devamını kimse dinlemez bile. Adına ister kampüs deyin, ister başka süslü kelimeler bulun, bu işin adı Türkiye’de “Anasını, babasını, huzur evine atmış.” tır. Bitti.

Comments are closed.