“Bakalım, göreceğiz…”

“Bakalım, göreceğiz…”

117
0
PAYLAŞ

Yaşamımızda cereyan eden her olay geçmişten geleceğe uzanan bir bütünün parçaları aslında. Her olay beraberinde onları deneyimleyen kişilerde farklı yansımalar yaratan sonuçlarıyla geliyor. Bu olayları “iyi” veya “kötü” olarak nitelendiriyor olmamız ise sonuçlarını deneyimlerken içinde bulunduğumuz şartlara, algımıza, sahip olduğumuz değerlere, bütünü görebilme yetimize göre farklılık gösteriyor. Olaylara gösterdiğimiz kişisel tepkiler, sonuçlarının hayatımızı nasıl etkileyeceğini de belirliyor.

“Neden benim başıma geldi? Niye ben?” şeklindeki tepkisel yaklaşımlar aslında tüm bu yaşananlardan neler öğrenebileceğimizin önüne yine kendimizin çektiği engeller. Yaşamımızı yönetmeye gayret ederken tüm hayatın kontrolünü elimizde tutmaya çalışmamızın, akmakta olan bir ırmağın önüne inşa ettiğimiz bendin duvarında artarak biriken bir gerilim misali duygularımızı olumsuz yönde etkilediğinin farkına varmayız çoğunlukla. Hayatın kendisi bir değişimler bütünü. Değişime gösterdiğimiz direnç hayatın bize sunduklarını anlayabilmemizin ve içimizdeki potansiyeli uyandırabilmemizin önündeki en büyük engel.

Bunları yazarken aklıma Yaşlı Çiftçi hikayesi geliyor:

Bir yaz günü yaşlı çiftçi atıyla tarlayı sürüyordu. Artık oldukça yaşlanmış olan atına merhamet duydu ve koşumlarını çıkartarak onu serbest bıraktı. Atını, hayatının geri kalanını özgürce yaşaması için dağlara doğru sürdü.

Yaşlı çiftçinin yaptığını duyan komşuları ziyaretine gelerek, “Vah vah! Ne bahtsız adamsın. Tek atını da yitirdin. Şimdi toprağını nasıl sürecek, geçimini nasıl sağlayacaksın,” diye üzüntülerini dile getirdiler. Yaşlı çiftçi, “Bakalım, göreceğiz,” yanıtını verdi.

İki hafta sonra yaşlı çiftçinin atı çiftliğe geri döndü. Dağlarda serbestçe dolaşıp bol bol otladığı için canlanmış, zindelik kazanmıştı. Üstelik on iki genç ve sağlıklı vahşi atı da beraberinde getirmişti.

Bunu duyan komşuları yine yaşlı adamı ziyaret ederek onu kutladılar. “Ne kadar şanslısın! Bu yaşadıklarından ötürü mutluluk duyuyor olmalısın,” dediler. Yaşlı çiftçi, sükûnetini bozmadan “Bakalım, göreceğiz,” yanıtını verdi.

Yaşlı çiftçinin tek oğlu vardı. Çocuk, ertesi sabah güneş doğarken vahşi atları terbiye etmek için onları çayıra çıkardı. Atlardan birine binerken at huylandı ve çocuğu üzerinden attı. Yere düşen çocuğun bacağı kırıldı. Komşuları yine yaşlı çiftçinin evine gelerek, “Ah! Ne bahtsız adamsın. Oğlun sana çiftlik işlerinde bir süre yardım edemeyecek. Onca işin altından tek başına nasıl kalkacaksın?” dediklerinde yaşlı çiftçi istifini bozmadan yine “Bakalım, göreceğiz,” dedi.

Bir gün ülkede savaş çıktığı haberi yayıldı. Hükümdarın adamları köye gelerek sağlam ne kadar erkek varsa silah altına aldılar. Yaşlı çiftçinin oğlunu ise kırık bacağı nedeniyle orduya yazmadılar. Kendi oğulları hükümdarın ordusuna katılmak üzere köyden ayrılırken komşuları yaşlı çiftçiye, “Ne kadar talihlisin. Oğlun yanından ayrılmadığı için mutlu olmalısın,” dediler. Yaşlı çiftçi, tarlasına doğru yavaş yavaş yürürken, “Bakalım, göreceğiz,” dedi sakince.

Aradan günler geçti ve yaşlı çiftçinin oğlunun bacağı iyileşti. Ne var ki, kemikler düzgün kaynamadığı için hafif topallıyordu. Köy halkı yaşlı adama, “Vah yazık oğluna! Çocuk topal kaldı,” diyerek üzüntülerini dile getirdi. Yaşlı çiftçi, her zamanki sükûnetiyle “Bakalım, göreceğiz,” dedi yine.

Ülkede savaş sona ermiş; savaşa giden köyün gençlerinden geriye dönen olmamıştı. Yaşlı çiftçi ve oğlu, köyün civarındaki tarlalarda işleri çekip çevirebilecek durumdaki tek sağlam insanlardı. İkisi gece gündüz çalışıp diğer köylülere yardım ellerini uzattılar ve çok para kazandılar. Köy halkı, “Senin gibi bir komşumuz olduğu için çok şanslıyız. Sana ne kadar teşekkür etsek az,” diye şükranlarını dile getirdiklerinde yaşlı çiftçinin cevabı aynı oldu, “Kim bilir? Bakalım, göreceğiz”.

Yaşlı çiftçinin öyküsü kaderciliğin, kabullenmenin veya “başa gelen çekilir” hâlinin bir yansıması değil. Her ne oluyorsa onu olduğu gibi kabul ederek büyük resmi görmeye çalışmaya dair bir kıssa. Bugün yaşadıklarımıza dayanarak geleceğe endişeyle bakmak, duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı özgürlüklerinden mahrum bırakmakla eşdeğer. Hayatın doğal akışını olduğu gibi kabul ederek, “iyi” veya “kötü” şeklinde etiketlemeyerek yaşama olgunluğunu bilmek, bilgeliğe giden yolda atılabilecek ilk adım.

Bu yolda gerçekleştireceğimiz en iyi şey, yapabileceğimizin en iyisini yapmaya gayret etmek ve yapmak.

Ünal Elbeyli