BAHANELER DENİZİNDE UFAK BİR GEZİNTİ

BAHANELER DENİZİNDE UFAK BİR GEZİNTİ

130
0
PAYLAŞ

Üniversitedesiniz ve artık yılı bitiriyorsunuz, sadece bir hafta boyunca finalleriniz var, ondan sonrasında özgürsünüz. Aklınız sınavları bitirdikten sonra 3 aylık tatilde nereye gideceğiniz, ne yapacağınızda… Ama önce önünüzde ufak bir engel olan final haftasını atlatmanız lazım…

Genellikle son dakikacı bir yapınız olmasına karşın bu sefer ki sınavlara çok konsantre olmuş durumdasınız. Kendinizi önceden şartlamışsınız, çok çalışıp iyi notlar alacak, kafanız rahat bir şekilde tatile çıkacaksınız. Bunun için hiçbir engel yok önünüzde. Planınız belli, arkadaşlarınızla bir hafta boyunca görüşmeyecek, telefon veya başka bir yol ile haberleşmeyeceksiniz. Bunun yanı sıra televizyon veya diğer hobilerinizi de bir hafta rafa kaldırdınız. Bütün dış etkenleri kapı dışarı çıkardığınıza göre önünüzde çalışmak için hiçbir engel yok. Gelsin AA’lar!

Birinci gün, başladınız çalışmaya. Bir yandan okuyor, bir yandan not tutuyor, bir yandan da soru çözüyorsunuz. Her şey planladığınız gibi gidiyor. Konsantrasyon tavan, moraller bomba! Bir süre çalıştınız çalıştınız, saate bir baktınız ki : “Aaa, ne kadar çok çalışmışım. Vakit nasıl da geçmiş. E bu kadar çok çalıştıysam birazcık dinlenmeyi hak ettim”. Bu cümleyi kurduktan sonra kendinize ödül olarak birazcık uzanma eylemini verdiniz. Uzanırken, hafiften göz kapaklarınız ağırlaştı, tatlı bir ürperti geldi veeee… Gözünüzü bir açtınız saat gece yarısını bulmuş! Ne yapacaksınız? Bu saatten sonra ders mi çalışılır? Yatın bari, ertesi gün devam edersiniz, daha vakit var nasıl olsa…

İkinci gün, sabah güzelce uykunuzu alarak kalktınız. Zaten bir gün önceden “Uyku” ile yoğun bir arkadaşlığınız mevcut. Dinlenmişsiniz, kahvaltınızı yaptınız ve tekrar dersin başına oturdunuz. İlk birkaç saat yine her şey yolunda gidiyor; fakat o da ne? Ani ve beklenmedik bir şekilde içinizde temizlik yapma dürtüsü uyandı. Normalde hiç de huyunuz değildir halbuki. Dürtü o kadar yoğun geldi ki mecbur kalkıp masanızı, çekmecelerinizi temizlemeye başladınız. Etrafta biriken bulaşıkları alıp kaldırdınız. E tabi çok alışık da olmadığınız için eliniz çok hızlı da değil. Profesyonel bir ev hanımının bir saatte bitireceği işi siz iki buçuk saatte bitirdiniz. E haliyle yoruldunuz, dinlenmek hakkınız. Tabi ki hakkınız! O kadar etrafı toparlamışsınız kolay mı öyle bu işler? Yorgunluğunuzun geçmesi için koltuğa uzandınız. Biraz dinlendikten sonra nasılsa tekrar çalışmaya başlarsınız, kaçmıyor ya! Sonuçta daha çooook gün var çalışacak. Uzanmak tatlı geldi, göz kapaklarınız ağırlaştı, yine o tatlı ürperti…

Gözünüzü açtınız, saat yine geç olmuş. Ama dün de yatmıştınız, bugün kesin çalışmanız lazım! Ama uyumak da sersemletti sizi. Bu kafayla ders çalışılmaz! Aslında normal şartlarda siz çalışırsınız da, şimdi verimli olmaz yine de. Tabi tabi kesinlikle verimli olmaz. E ne yapacaksınız? Daha önünüzde kaç gün var canımmmm, elbet çalışırsınız. Şimdi uykulu kafa ile ders mi çalışılır? Yarına artık…

Üçüncü gün, artık “Uyku” sizin yakın dostunuz, yine dostluğunu yaptı ve sizin dinlenmiş bir şekilde güne başlamanızı sağladı. Güzel bir kahvaltı, ardından ders başı! Her şey gayet olması gerektiği gibi gidiyor; fakat o da ne? Ders çalışırken okuduğunuz bir cümle içinizde müthiş bir şekilde kitap okuma aşkını tetikledi. Bu, öyle bir tetikleme ki engel olamıyorsunuz. Acil olarak bir sene önce başlayıp da yarım bıraktığınız kitaba yeniden başlamanız lazım! Birkaç sayfa okuyup tekrar dersin başına döneceksiniz nasılsa, gönül rahatlığı ile başlayabilirsiniz ne olacak yani? Kitaba başladınız. Gayet keyifli okuyorsunuz, neden daha önce yarım bırakmışsınız ki hayret doğrusu! Romandaki karakterler ile kendinizi özdeşleştirdiniz, siz de o karakterin yerinde olsanız aynen öyle yapardınız! O kadar kendinizi vererek okuyorsunuz ki, bir sayfa daha, bir sayfa daha derken bir çırpıda bitirdiniz. Kitap çok hoşunuza gitti, yazarı araştırmaya başladınız. “Aaa, yazarın başka ilgi çekici kitapları da varmış”. Araştırmaya devam; fakat o da ne? Yoğun olarak okuma yaptığınız için gözleriniz ağrımaya başladı. Saate baktınız, eyvah! Gece yarısını bulmuş! Ders ne oldu? Hala ilk gün başladığınız konuyu bitiremediniz! E bu saatten sonra ders çalışılmaz! Günleriniz de azalıyor ama yine de daha hala iki gününüz var. İki gün sizin için uzun bir zaman dilimi. Gönül rahatlığı ile “Uyku” dostunuzun yanına koşabilirsiniz…

Dördüncü gün, rutin bir sabah ritüelinden sonra yine ders başı! Bugün artık konuyu bitirmeniz lazım. Kendinizi motive ettiniz ve başladınız. Bir müddet çalıştıktan sonra telefonu elinize aldınız, biraz internette sörf derken… Fakat o da ne? Sosyal medyada arkadaşlarınızın paylaşımları var! Bu güzel havada evde kapanıp ders çalışmak varken onlar çıkmış dışarıda kahve içiyorlar! Olacak iş değil! Aklınız kaldı tabi şimdi. Aslında kendinize söz de vermiştiniz bir hafta dışarı çıkmak yok diye ama birkaç saatten de bir şey olmaz canım! Eve dönünce nasılsa derse devam edersiniz, ne olacak sanki? Daha hala koskoca bir gününüz var! Hemen arkadaşlarınızı aradınız ve yanlarına gittiniz. Sohbet muhabbet, şamatanın ardından eve döndünüz, saate baktınız ve eyvah! Epey geç olmuş, şimdi bu saatte çalıştığınız dersten verim gelmez. Yarın daha dinç kafa ile çalışırsınız. Konunuz bitmedi ama olsun önünüzde bir tam gün var. Üzerinden şöyle bir geçseniz bile yeter. En iyisi yatmak, zaten “Uyku” dostunuz sizi özlemiştir…

Beşinci ve son gün, sabah kalktınız hava bir önceki günün aksine biraz kapalı. Şimdi bu kapalı havada derse hemen başlanmaz. Zaten kapalı havalarda hep halsiz olursunuz. En iyisi bir süre kahveniz ile birlikte camdan dışarıyı seyretmek, sonra çalışmaya başlarsınız. Fakat o da ne? Yağmur başladı! Hay aksi! Mutfak balkonundaki çiçekleriniz yağmurdan zarar görecek! Hemen içeri almanız lazım! Normalde çok ilgilenmezsiniz böyle işlerle ama içinizde fırtınalar koparan “Çiçekleri içeri alma” uğraşına karşı gelemiyorsunuz. Acil içeri alınmaları gerek! Çiçekleri içeri taşırken saksıların bir kısmını yere düşürdünüz, hay aksi! Her yer toz toprak oldu. Tam da ders çalışmaya başlayacaktınız… Yeni bir iş çıktı size. Neyse, mecbur toparlayacaksınız etrafı. Kolları sıvadınız etrafı topluyorsunuz, tam bu esnada mutfak halısının ne kadar kirli olduğunu fark ettiniz. Bunca zaman o kirli halı ile nasıl oturmuşsunuz hayret doğrusu! Halıya şöyle bir baktınız, zaten mutfak halısı olduğu için küçük. Kendiniz bile sarıp yıkamacıya götürebilirsiniz. Tabi tabi, en iyisi sizin götürmeniz zaten. O an gitmezseniz bir daha asla gitmezsiniz, hemen yapılması şart bir eylem! Hem bir çırpıda gidip gelirsiniz ne olacak sanki? Halıyı sırtlayıp çıktınız evden. Git gel, koşturmaca derken iki saat geçmiş eve döndüğünüzde. Terlediniz de bu sürede. Önce bir duş almak lazım. Sıcacık, güzel bir duş, sonrasında çalışırsınız… Duştan çıkınca acıktığınızı fark ettiniz. Öyle aç karnına ders çalışılmaz, önce yemek yemek lazım sonrasında zaten ders çalışacaksınız illa ki. Yemeğinizi yediniz, aradan bir süre geçti. Bu sefer “Uyku” isimli en yakın dostunuzun amca kızı “Rehavet” geldi yanınıza. Haydi bakalım, buyur buradan yak! Olacak şey değil, tam da sizin derse oturacağınız esnada! Neyse canım, “Rehavet” o kadar yanınıza kadar gelmiş şimdi onu geri göndermek olmaz, ayıp! Bir müddet kendisi ile ilgilendikten sonra nasılsa ders çalışırsınız… Gözünüzü açtınız, eyvah! Saat gelmiş gece yarısına! Ertesi gün sınav haftanız başlıyor! Ve siz daha hazır değilsiniz! Ne yaptınız bunca zaman? Hmm bir düşünelim; gezdiniz, uzun zamandır yapmadığınız çeşitli eylemlerde bulundunuz, hiç ilgi alanınız olmayan çeşitli işlerle uğraştınız, “Uyku” ve “Rehavet” ile vakit geçirdiniz…

Özetle ders çalışmak istemediğiniz için ötelediniz! Değil mi? İçinizden gelmiyordu, çünkü pek ilgi alanınız olan konular değildi! “Yok canım öyle bir şey” mi diyorsunuz? Peki, şöyle bir soru soralım;

İnsan hangi durumlarda bahane bulur? – Yapmak istemediği şeylere zorlandığı zaman!

O zaman burada bahane bulma konusu üzerinde mi durmalıyız yoksa bazı şeylerin zorlama ile insanlara dayatılması konusu üzerinde mi? Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?

Birbiri ile ne kadar da yakın sorular bunlar böyle! Üzerine düşünmek lazım… Tabi tabi düşünmeli… Hatta düşünürken kendine dönmeli… Neyse, sonra dönersiniz…

Ceyda ILGAZ

BİR CEVAP BIRAK