AYŞENLER KAVUŞAMAMAK İÇİNDİR

AYŞENLER KAVUŞAMAMAK İÇİNDİR

1900
0
PAYLAŞ

“Toplumumuzun %99’u şiir yazar, %1’i de şairdir.” derler. Birçoğumuzun o %99’luk kısma dahil olduğumuz dönem, ergenlik ile ön gençlik arasındaki yeni yeni aşık olduğumuz yıllardır. Benim hayatıma denk gelen o dönem doksanlı yılların sonuydu.

Geceleri radyoda Bedirhan Gökçe’den Rodrigo’nun gitar konçertosu fon müziğiyle şiirler dinler ardından kasetçide doldurttuğum 90’lık karışık şarkılar eşliğinde kendi şiirimi yazardım.

O sırada öğrendiğim bir şairdi Cemal Safi. Kendisiyle tanışmak istediğimde Aydınlıkevler’deki evine davet edecek kadar mütevazı, birkaç şiirimi dinleyecek kadar ilgiliydi. Ve sonunda “Sen ciddi ciddi şairsin yahu!” deyişi hala gözümün önünde. Ve ondan bunu duyduğumda hissettiklerim dün gibi… Böyle büyük bir şairden, hem de sözünü asla esirgemeyen Cemal Safi’den şairlik payesi almış olmak yazmak konusundaki ilk nişanemdi.

Beni her pazar öğlen başlayıp akşama dek süren meşhur şairler gününe davet etti. On, on beş Ankaralı şair Cinnah’ta bir lokalde buluşurdu. O grubun en genç şairiydim. Sofra kurulur, muhabbet başlar, Cemal Safi’nin müthiş sohbeti masadaki mezeleri geride bırakırdı. Biraz yenip içildikten ve dem oturduktan sonra şairler resm-i geçiti başlardı.

Önce Cemal Safi alırdı mikrofonu. Deler geçerdi… Bir “Her şeye erdi de zavallı aklım / Seni unutmaya ermiyor Ayşen…” derdi. O anını bir görseniz, şaşardınız onu üzen Ayşen’in aklına. Ayşen yüreğe düşen bir kordu. Herkesin içine düşen korun adı farklıydı elbette. Benimki Begüm’dü mesela o sıralar.

Tek Hece Aşk’ı, Rüyalarım Olmasa’yı, Git İş İşten Geçmeden’i, Ya Evde Yoksan’ı…

Birçok kişi onu, ünlü olmasında payı büyük olan, hemşehrisi Orhan Gencebay’ın şarkılarından tanırdı. Ve Zekai Tunca’nın bestelediği “İmkansız” başta olmak üzere, Türk sanat müziği şarkılarından…

Biz ise onların “şarkı sözü” değil, “şiir” olduğunu bilirdik. O dizelerin herhangi bir besteye ihtiyacı olmadan nasıl bir müziği olduğunu duyar, salt kelimelerin sarsıcı gücüne tanıklık ederdik.

Duygular somutlaşırdı. Hüzün elle tutulur, aşk gözle görülür hale gelirdi. Dev bir şairin şiirini okurken nasıl aciz bir aşığa dönüştüğünü, alındaki çizgilerin ve gözden akan yaşların içerideki ateşi söndürmediğini gördüğünüzde sıradan bir insanı büyük bir şair yapan o farkı anlardınız o an.

“İçindeki o ateş sönmeyecek.” derdi. “O ateş sönerse yazdığın şey şiir falan olmaz.”

“Şiir, doğurmaktır.” derdi. “Gerçek bir şair içinde büyüttüğünü doğurmaktan başka şey düşünemez bile. Sancılıdır şiir yazmak, doğurmadan geçmez. Doğunca çocuğundan farksız olur.”

Televizyon programlarına çıktığında tüm ısrarlara rağmen makyaj yaptırmazdı. “Şairin içi dışı bir olur.” derdi.

Aradan yıllar geçti. Ben İstanbul’a taşındım, o da Akçay’a yerleşti. Şiirsiz yapamazdı. Akçay’da şairler festivalleri düzenledi.
Hiçbirine gidemedim.
Belki de benim şairliğim o şiirler günlerinde kaldığı ve “Küçük şairi” büyümediği için.
Belki de o, Ayşen’e kavuşamazken; Begüm benim eşim olduğu için…

İmzalı kitapları kütüphanemin, bana verdiği nişane özgüvenimin en güzel yerinde duruyor.
Pazarların o “meclis-i şuara”sı ise en hoş anılardan biri olarak belleğimde…

Bu sabah öldüğünü okudum gazetelerde. İnanmadım.
Kitabını açtım, şiirlerini okudum. Dizelerinin arasında dolaştıkça emin oldum ölmediğinden.

İçim rahatladı…

Umut ESEN
Profesyonel Koç

Kitap Koala Sokak Hayvanlarına Destek Olmak İçin Kurulmuştur. Lütfen Ziyaret Ediniz!

BİR CEVAP BIRAK