Ayrılık…

Ayrılık…

157
0
PAYLAŞ

Issız bir sessizlik çömüştü odaya. Kazanan ya da kaybedeni olmayan bir hikâyenin vazgeçilmişliğinin sessizliğiydi sadece yankılanan duvarlarda. Kelimeler, büründükleri sihirden çok uzakta, şekerlerini kaybetmiş çocuk öksüzlüğünde bütün anlamlarını yitirmişti işte.

Birazdan kırık dökük bir ‘’hoşçakal’’ belki hemen arkasından, tutunamayan bir umut ile ‘’kendine iyi bak’’ cümleleri söylenecek ve fiziki birliktelik de son bulacaktı…

“Ah ulan ayrılık…

Bir tek seninle ayrılamadık…”   Cemal Süreyya

Kadın ve erkek ilişkileri dünden bugüne incelendiğinde fizyolojik, biyolojik, sosyolojik ve psikolojik pek çok farklı yönlerine rağmen, ilişkinin başlarında çok daha uyumlu, hoşgörülü ve affedici iken ilerleyen süreçte çok daha katı, sert ve tahammülsüz oldukları görülmüştür.

Peki, ne oluyor da aşk, salına salına, taptaze bahar kokusu ile yaşamımıza fütursuzca girdiğinde kalıcı olamıyor? Bizi bu kadar mutlu eden, tabiri caiz ayaklarımızı yerden kesen bu duyguyu neden koruyamıyoruz?

İnsanoğlu var olduğu andan itibaren, oluşturduğu topluluklar, soylarının devamlılığı ve daha güçlü bir topluluk olmaları için kadın erkek ilişkilerine belli kurallar ve roller belirledi. Sadece bununla da kalmadı, zaman ilerledikçe topluluklar büyüdükçe, yöneticiler ve din liderleri de otoritenin devamlılığını sağlamak için yeni kurallar ekledi. Bu hiçbir yerde yazılı olmayan ama herkes tarafından bilinen roller ve kurallar bütünü nesilden nesile aktarıldı. Oysa gözden kaçan bir şey vardı. O da cinsiyetimiz ne olursa olsun, doğduğumuz andan itibaren üç ana duygu için pek çok şeyi yapabileceğimizdi. Neydi bu duygular; ‘’ sevilme, fark edilme ve onaylanma’’ İşte bu üç ana duygu kadın erkek ilişkilerinin temelindeki ana faklı bileşendi. Yani kurallar ve roller ne kadar net ve değişmez ise, bu üç duygu herkese göre farklıydı. İşte yıllardır süregelen ilişkilerdeki problemler buradan kaynaklandı.

Genlerimizdeki kodlar ve yıllar önce bize biçilmiş toplumsal rollerin çok ötesinde duygularımıza dönebildiğimizde bir çatışma değil, barış olduğunu fark etmek ile başlayacak aşkın sonsuz hali…

Önce ben kimim diye sorun kendinize. Ne olduğunda gerçekten mutlu oluyorum? Ne istiyorum? Ne istemiyorum? Hayattaki olamazsa olmaz değerlerim neler? Ben bu değerlerimi ne yaparsam daha iyi beslerim? Bu sorulara verdiğiniz cevaplardır sizi siz yapan. Ben olmadan biz olmaya çalışmaktır ilişkinin en başında yapılan yanlış.

Kendi yolunuzu çizdiğinizde elbet o yolda benzer değerler ve ortak mutluluklar yaşadığınız bir yol arkadaşı çıkacaktır karşınıza. İşte o zaman, onu sevmenin, onun sahibi olmanız anlamına gelmediğini çoktan fark etmiş olacaksınız. Kendinizi ve dünyayı sevdiğiniz müddetçe onu ve onun sevdiklerini de sevdiğinizi göreceksiniz. Değişimin değişmeyen tek şey olduğu gerçeği, her gün birbirinizi yeniden sevmek için nedenler olduğunu hissettirecek. Birlikte gelişecek, birlikte değişeceksiniz çünkü.

Birbirinizi yargılamadan, söylediklerini değil, sözlerinin arkasındaki duyguları sonsuz bir merak ile dinlediğinizde paylaşacak, anlatacak ve anlayacak ne çok şey olduğunu yaşayacaksınız. Böylece sevdiğinizi yönlendirmek, yanlışını düzeltmek değil, içinde zaten var olan cevapları bulmasına destek vermek olacak onu sevmek.

Kendi duygularınızın tahlilini yaptığınızda, mutluluğunuzun da mutsuzluğunuzun da sebebinin siz olduğunu fark edeceksiniz. Sorumluluğunuzu aldığınızda hayatın, sevdiğinizi suçlamazsınız. Onun kendini kötü hissettiği zamanlar da, kendi duygularına dönmesine, doğru tahliller yapmasına izin verir ama her ne olursa olsun yanındayım mesajını verirsiniz.

Kendinize verdiğiniz değer ölçüsünde sevdiğinize değer verirsiniz. Onun aşk dilinden konuşmak, onun duygularını yoğunlaştıran sebepleri bulmak, onun değer verdiği şeyleri bulmak ve ona göre davranmak, kendi değerlerinizi nasıl beslediğiniz ile doğru orantılı olacaktır.

Kendinize tanıdığınız zaman ve dikkat ruhunuza ne kadar iyi geliyorsa, onunla geçirdiğiniz zamanlar da aynı özeni göstereceksiniz. Birlikte eğlenmenin tadına varacak, ruhunuzu doyuracaksınız.

Kendi iyi ve kötü yanlarını kabul edip, sarıp sarmalayıp sevmeyi öğrendiğinizde, sevdiğinizin yanında maske takmak zorunda kalmayacaksınız. Bu da aranızda sarsılmaz güven bağını oluşturacak. Ona güvenmenin verdiği sonsuz özgürlük hissinin paha biçilmezliği karşısında sarsılacaksınız!

Yani diyeceğim o ki, sevgili Nazım Hikmet’in dediği gibi;

Kelebek misalidir AŞK
Anlamayana ömrü günlük,
Anlayana bir ömürlük…

Sevgi, umut ve barış ile…
Buket Özbek
Yaşam ve Öğrenci Koçu
NLP Master

BİR CEVAP BIRAK