AYNADA, KENDİME SÖZ…

AYNADA, KENDİME SÖZ…

1259
4
PAYLAŞ

“Yeni bi’ sayfa açtın mı hiç hayatında sen?

Ben sanırım onu da aştım; daha büyük bi’ adım attım: Kendime “yeni bir defter” aldım.

Onca yılın, onca acının, onca sancının, onca yanlışın, onca inanışın ardından…………. kendime yeni bi’ “kale” yaptım.

İstesen de istemesen de, bi’ gün senin de benim gibi bi’ “manifeston” olacak böyle.

Belki başka maddelerden oluşacak.. belki başka isyanları, başka “tövbe”leri anlatacak..

Ama eninde sonunda, sen de benim gibi, yepyeni sözler vereceksin kendine.

Hayatın “o sözlerden önce” ve “o sözlerden sonra” diye ikiye ayrılacak.

Öyle veya böyle; belki de yumruklarını sıkıp, çeneni sıkıp, dişlerini sıkıp, taşın suyunu sıkıp…….. sen de sözler vereceksin benim gibi, aynada gözlerinin içine bakıp “kendine”.

Kim bilir….. belki de, çoktaaan verdin bile.

Bense buralarda yeniyim…… ama boğulmaya niyetim yok.

Sanki “boy” gibi geliyor….. tutunurum gibi sanki.

Ya da, kalbim ancak öyle düşününce sakin kalıyor.

Elimi tutsana.. tut elimi lütfen…….

Dışarıdan çok güçlü görünüyorum belli ki.. çok kararlı..

Ama inan, içim çırılçıplak…… yüreğim üşüyor.

 

Başta ne demiştim?

Evet….. aynada kendime sözler vermiştim.

 

Bunlar benimkiler.

Peki ya seninkiler?

ARTIK YORULMAK YOK.

Yağ gibi akıp giden bi’ ilişkin oldu mu senin? Kendiliğinden yoluna giren bi’ ilişki. İçinde şüphe, endişe olmayan bi’ ilişki. Eğlenceli, dengeli, huzurlu, güvenli. İnan bana, var böylesi. Ve hattâ; elbet girmiştir senin hayatına da öylesi. Hatırla. Zira; “hayat tuvalet kâğıdından farksız” artık. Miktarı azaldıkça, çapı da azalıyor. Süre azalıyor. Tahammülün azalıyor. Enerjin azalıyor. İşte tüm bunlar yüzünden; artık yorulmak yok. Artık yavaşlamak yok. Seni yavaşlatan, yıpratan, yoran her şeye ve herkese elveda.

SENİ BEKLEYEN BİRİ VAR.

Şimdiye kadar rastlamamış olman, O’nun “var olmadığını” göstermez. Henüz tanışmamış olman, umutlarını soldurmasın. Bu satırları okuduktan kısa süre sonra tanışacaksın onunla. Sen şimdi oturup, onunla yaşayacağın ilişkiyi, kuracağın yeni dünyayı düşle sadece. Düşle ve bekle. Düşle ve izle. Sen de en az diğerleri kadar hak ediyorsun mutluluğu. Ve çook yakında, senin yüreğini sarıp sarmalayan o adamla tanışacaksın bi’ yerde. Artık umutsuzluk yok. Artık kaygı yok. Soru işaretlerine elveda.

ÇOK GÜZELSİN.. HEM DE ÇOK!

Selülitlerin var ya.. Çizgilerin.. dikiş izlerin.. Bir de görünmeyenler var tabii: Yüreğindeki yara izlerin.. Söylesene; sürünmekten acımadı mı hâlâ dizlerin? Sen, ”tüm bu saydıklarımla bir bütün olarak” güzelsin işte. Gizlemediğin sürece, utanmadığın sürece, kendin olabildiğin sürece, kendin kalabildiğin sürece güzelsin. Sana “kendin gibi hareket edebildiğin / özgürce düşünebildiğin alan” bırakan bi’ adamla, bu hayatı daha da çok seveceksin. Yüzündeki hüznü, titreyen-terleyen ellerindeki çekingenliği alan adamla, daha cesur yürüyeceksin. Artık saklamak yok. Saklanmak yok. Yaşadığın hayatın -o hayat ne idiyse, nasıldı ise- ta kendisisin sen. Senin yanlış diye düşünmediğin hiçbi’ şey yanlış değil. Elini kalbinin üstüne koy hadi. Hatalarını sev. Her şeyinle tamsın, bütünsün, güzelsin, biriciksin. Şimdi tam zamanı: Tüüm bahanelere, tüm kılıflara, tüm açıklamalara elveda.

BEDENİNİ SEV.

Önce sen sev. Erkeğinden bekleme. Kendini en son ne zaman okşadın? Ne zaman dokundun? İlk kesiği sen almadıysan kendi yanağından, büyük eksiklik. Gülümsediğinde ortaya çıkan o şirin-küçük-tatlı çıkıntıya dokun şimdi. Kendini sev. Ellerini vücudunda dolaştır…….. en çok da -sözüm ona- defolarını sev. Sen kendini sevmezsen, kimse dokunmayacak oralara biliyor musun? Bu akşamı kendine ayır. Güzel bir banyo yap, giyinmeden geç aynanın karşısına. Eksiklerini, fazlalıklarını sev. Kremini sürerken tenine; ayak tırnağından saç teline kadar, eline gelen her yeri okşa.. her yerini sev.” Seni sen yapan her detayı” sev. O bedene iyi davranan, o bedeni iyi tanıyan adamı da sev. Tanımak istemeyene, “direkt sonuca gidene”………. elveda.

HER AN VAZGEÇEBİLİRSİN.

İnsan ömürlük olsun istiyor, haklısın. Son nefese kadar bir arada kalmayı arzuluyor. Gel gör ki gerçekler, yaşam, uyum, denge, hayaller, gidilen yola karar verirken çekilen sıkıntılar, çoluk çocuk derken…… kum saati boşalıyor. Başa çıkamadın mı? Bir anaforun içindesin ve kurtulamıyor musun? Çember gittikçe daralıyor mu? Her şeye rağmen bi’ türlü yoluna girmiyor mu? İçindeki ses kendini ne sana ne de başkalarına duyuramıyor mu? Acı ama gerçek. Hayat bi’ kez yaşanıyor. İstediğin an, istediğin yerinde dönüp gidebilirsin. Verdiğin söz ölene kadar olsa da, “vaktinden erken ölmeye” mahkûm değilsin. Elin, dilerim, seni “yaşatmaya”, çiçeklerini açtırmaya gönlü olanlara gitsin. Bi’ baksana.. Önünde gördüğün, seni yolundan alıkoyan “parmaklık”lar, “elinde taşıdığın yekpare birkaç çubuktan” ibaret olmasın sakın?! Time is up. Parmaklıklara elveda.

HAYIR.

Tekrarla: HAYIR. İSTEMİYORUM. BİTTİ. YAPMAYACAĞIM. ŞİMDİ DEĞİL, BELKİ. BİLMİYORUM. YETER. BENİM İÇİN FAZLA AĞIR. FAZLA ERKEN. ARTIK ÇOK GEÇ. OLMAZ. BENDEN BU KADAR.

Tekrarla hadi. Kaç kere istersen o kadar. Hangisi sana daha çok uyduysa, hangisini özellikle vurgulamak istersen, onun üstüne basa basa.. tekrarla şimdi. Artık “-miş gibi”lere, “-mış gibi”lere elveda.

ÖNCE KENDİNE SÂDIK OL.

Sana hep “eşine sâdık olmak”tan bahsettiler değil mi? Peki ya kendine olan sadakâtin? Sen, şu hayatta kendine verdiğin sözleri tuttun mu? Yoksa……. O sözleri çoktaaan unuttun mu? Hadi, oturup not düş şimdi. Bundan sonra en çok, “kendine verdiğin sözlere” sâdık kalacaksın. Şüphesiz “sadece sen” değil ama “önce” sen varsın. Beslendiğin damarlara bak.. nerelerden yeşerdiğine, yüzünü kimlere döndüğüne iyi bak. Ayakta duruşunun anlamını kendine mâl etmenin zamanı artık. Dağ gibisin sen. Şu zamana kadar erittiğin karlara baksana bi’.. E o vakit toparlan güzelim; tutunduğun tüüm “yalancı dallara” elveda.

EKSİK DEĞİLSİN.

BAŞKASIYLA TAMAMLANMAYACAKSIN.

Bunca yıl yaşadığın, alıştığın, başardığın, yol aldığın her şey bizzat “sen”in resmindir. Eksik değilsin. Yanlış değilsin. Kaybolmuş değilsin. “Kendi yolculuğunu yapan bir seyyah”sın. Gittiğin yolun, döndüğün yolun, yol boyu yaşadıklarının anlamını kimse senden daha iyi bilemez. Kimse seni senden iyi tanıyamaz. Aksak yanların varsa, hasarların-acıların varsa, hassaslaştıysan eğer, inciniyorsan çabucak, yükseliveriyorsa sesin aniden, içindeki ateş kor olmuyorsa bi’ türlü; bilsinler ki dolu dolu yaşamışsın işte.. hepsi o kadar. Birinin onayıyla “doğrulanmayacaksın”. Birinin “olur”uyla “olmayacaksın”. Sen neysen O’sun. Kendi heykelini yaptın, kendi sergine kattın. Varsın herkes kendi sergisine baksın. Ben de “böyle”yim.. “bu kadar”ım. Artık “elalem” kaygısına elveda.

KIŞIN BEYAZ GİY. BU KOMBİN SENİN!

İçinden geldiği gibi yaşamayalı ne kadar oldu? Yüreğini dinlemeyeli ne kadar oldu? Gitmek istediğinde gidebildin mi? Sevmek istediğinde sevebildin mi? Aklından geçeni yüksek sesle söyleyebildin mi? Korkularının üzerine yürüyebildin mi? Prozac mı alıyordun sen yoksa Cipralex mi? Kışın beyaz renk bal gibi de giyilir güzelim. Anladın sen onu. Bu gardırop senin. Bu kombin senin. Artık “mevsimlik” kurallara elveda. İstersen mevsimlere 5’e böl. İstersen kaldır hepsini. Bu hayat senin. Artık “ezberlenmiş” her şeye elveda.

AŞKI YAŞAMADAN ÖLMEK YOK.

İstersen sürün, istersen geber ağlamaktan. Ama mutlaka yaşa “aşk”ı. Deli gibi çarpsın kalbin. Uykusuz kal. Şarkılarla mesajlar gönder. Gece yarısı telefonundan mesajlar gönder. Selpak sponsorun olsun, istersen bi’ akşamda en az iki sümüklü peçete paketini çöpe gönder ama yaşa aşkı. Ayrılık acısını yaşa, barıştığın gece deli gibi seviş.. hatta sakın bekleme, erteleme.. aklına gelen her dakika seviş.. ödüllendir bedenini. O da yaşasın aşkı, tıpkı kalbin gibi. (Lâf aramızda, baş ağrısına da birebirdir ha!) Koklaya koklaya, aklına geldiği yerde-zamanda seviş. En son ne zaman dans ettin sıkı sıkı sarılarak? En son ne zaman bi’ çılgınlık yaptın? Çılgınlık ne demek, hâlâ erer mi aklın? ……… İşte o yüzden yaşa. Doya doya yaşa. Adam olsun, varsın 3 gün sürsün. Tadını çıkara çıkara yaşa. Ânı yaşa. Kalbini attırana koş. Sana ummadıklarını yaptırana koş. Bundan sonra böyle.. Artık “ömrü baştan biçilmiş, akışı önceden belirlenmiş” ilişkilere elveda.

DOSTLARIN OLSUN DA, VARSIN UZAKTA OLSUN.

Onlar varsa ne evsiz kalırsın, ne parasız, ne yalnız. Başına ne gelirse gelsin; deviremez seni, merak etme. Hayat onlarla güzel, sen onlarla güçlüsün. Bi’ telefon uzakta, bi’ pijama-terlik uzakta, bi’ sokak uzakta, bi’ nefes uzakta, bi’ demli çay uzakta.. Nerede olursa olsun, dostların olsun. Göz yaşını silen, terini silen, yara izlerini silen, kötü anıları silen dostların. Gecenin bi’ yarısı hastaneye yetiştiren, kaygılarını iyileştiren, seni gençleştiren dostların. Seni sen yapan, seni olduğun gibi kabul eden, senin iyiliğini isteyen o insanları etrafından eksik etme. Sırf eşin sevmiyor-keyif almıyor-anlaşamıyor diye, bin dereden su getirip de onca insana bin bahane üretme. Seni seven, senin sevdiğini de sever. Sevmeli. (Sen O’nun hatırına nicelerini sevmedin mi?) Artık “ben bilmem, beyim bilir”e elveda.

PİŞMANLIK YOK. KEŞİF VAR.

Vakit geçiyor, fırsatlar kaçıyor. Geciktirdiğin her şeyi gerçekleştirme zamanı. Resim mi yapacaksın, seyahat mi edeceksin, çocuk mu doğuracaksın, ne zamandır kaçındığın/dert edip içine attıkça baş ağrısı çektiğin o konuyu bu akşam yemekte mi açacaksın, başka şehre mi taşınacaksın, yeni bi’ hayat mı kuracaksın? İşte beklediğin mesaj geldi. Hadi. Yorma yüreğini, bedenini daha fazla. Onun da bi’ canı var. Uzatma. Madem öyle hissediyorsun, ne duruyorsun? Neyi bekliyorsun? Bari kısa ve az acılı olsun. Tüm sıkıntılara elveda.

“HER HALİNLE KABULÜMSÜN”.

Tekrarla. Aynada kendine bakarken, sabah gözlerini ilk açtığında, gece yatağına uzandığında, birisi seni herhangi bi’ şey için suçladığında, hattâ kendi kendini suçlamaya kalktığında bile………. Dur, soluklan ve tekrarla: “Her halinle kabulümsün”. Kendine söyleyebileceğin en güzel cümlelerden biridir bu. Sakinleştirir, iyileştirir. En son ne zaman sarıldın kendine? Seni sen yapan, bugünlere getiren seçimlerine? Saygı duydun mu yolcuğuna yoksa herkes gibi sen de mi kendine acımasız davrandın; hattâ belki de ezdin, kırdın, yağmaladın? Evet…….. artık, kendine “kum torbası” muamelesi yapmaya da elveda.

SENİ EN İYİ YİNE SEN ANLAYACAKSIN.

Ne kadar anlatırsan anlat, ne kadar açarsan aç kalbini…… faydasız. Kimse seni senin kadar önemsemeyecek. Herkes kendinden menkul. Herkesin kendi doğruları, yanlışları, kendince kalıplaşmış anlayışları var. Öyleyse sarıl en iyi dostuna: Kendine sarıl. Seni en iyi yine sen anlayacaksın. Artık başkaları tarafından anlaşılmaya, hak verilmeye, değer biçilmeye elveda.

BİR GÜN SEÇİM YAPMAK ZORUNDA KALACAKSIN.

Yol ağzında durup, karar vermeye çalışacaksın. Yorgun, yılgın, sıkkın. ……………….. Aldanma.. saklanma. Dimdik dur. KENDİNİ SEÇ. Beden ve ruh sağlığını seç. Neye mâl olursa olsun.. kendini seç. Nokta,

SADECE KENDİNE HESAP VER.

Lam’ı cim’i yok.. işte o kadar. Nokta.

BU SÖZLERİN HİÇBİRİNİ TUTAMAYABİLİRSİN.

EH, O ZAMAN SALLA GİTSİN!

Yetmedi mi kendine kurallar, yollar, insanlar, hayatlar çizmek? Yetmedi mi “bugün olmadı, belki yarın”larla kendini avutmak? Her şeyi -üstelik sana ait olmayanları bile- takvimde tek tek işaretlemekten, gece başını yastığa koyduğunda kendi kendine her birinin hesabını vermekten bıkmamış mıydın sen zaten? O zaman……………. Kendine burada, şimdi, şu aynaya karşı verdiğin sözlerin birini bile TUTMAYABİLİRSİN. ÖZGÜRSÜN. HİÇ OLMADIĞIN KADAR ÖZGÜR HEM DE. BUNLARDAN VAZGEÇİP, KENDİNE YENİ YENİ SÖZLER VEREBİLİRSİN. HER SEFERİNDE YENİDEN BAŞLAYABİLİRSİN. Artık “geç kaldım”lara, “bu saatten sonra”lara, “gene mi”lere, “iyi de…”lere, “olur mu acaba”lara, “benden geçti”lere, “bilmem ki”lere; “birilerine bir şeylerin hesabını vermelere elveda.

Yaşa be güzelim..

Kim ne derse desin, seni ne ile etiketlerse etiketlesin……. takma.

Sonuna kadar, dibine kadar yaşa!

Didem Arslantürk ( Dip ve İllüzyon Kitaplarının Yazarı)

4 YORUMLAR

  1. Anlamlastiramadiklarimizi anlatan mükemmel bir yazı olmuş. Eline diline yüreğine kalemine sağlık!!!

  2. Tek kelimeyle muhteşem! Yüreğimin adresini kim verdi elinize. Yüreğinize sağlık, o ince sızı kelimeleriniz nasıl bir dağa dönüşüyor, nasıl bir ümit oluyor, eminim bunları da hisseden kocaman yüreğiniz, ince zekanın eseri seziniz var. Yolunuz açık olsun. Kaleminiz düşmesin elinizden. Sizi okumak, kendime açılan pencereden ferah bir nefes.

Comments are closed.