AYNA AYNA SÖYLE BANA

AYNA AYNA SÖYLE BANA

651
0
PAYLAŞ

Çocukken masal kitapları okudunuz mu? Ya da uyku öncesi size okuyan oldu mu? Ve ya içinizden herhangi birisi çocuklarına masal okuyor mu?

Eğer izin verirseniz, biraz yolculuk yapmanızı isteyeceğim.

Grimm Kardeşlerin kaleme aldığı ‘ Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ’ de kraliçenin aynanın karşısına geçip “Ayna ayna söyle bana, var mı bu dünyada benden güzeli?’’ sorusu ile ilerleyen bir masal. Bütün olanaklarına, güzelliğine ve gücüne rağmen aynanın ‘Güzelsiniz güzel olmasına ama Pamuk Prenses daha güzel ‘ sözü onu hırçınlaştırıyor ve hikâyeye aksiyon katıyor.

Büyüdükçe masallardan uzaklaşıp, keşke masallar gerçek olsa düşüncelerine gireriz. Ya da kimi zaman o masal dünyasında olur, gerçek dünyaya dön gibi cümleleri kişisel diyaloglarda duyarız. Oysaki masallar eğitici ve öğretici özelliğinin yanı sıra hayatın aslında ta kendisidir. Mesela bu masalda ayna insanın kibri veya iç sesi olarak tanımlanabilir değil mi?

Kapitalist sistemin dünyada güçlenmesi ile beraber toplumlar okul hayatından, iş hayatına hep aşırı yüksek beklentiler içinde hedeflerle yaşıyor. Tabi ki ulaşılamayan hedeflerin, başarılamayan işlerin karşılığında da eleştiri kaçınılmaz bir davranış oluyor. Böylelikle her şeyin mükemmeli aranan kriterler arasında yerini alıyor. Aslında bunun hiçbir tarafa olumlu katkısı olmadığı halde.

“Kusursuzluğu unutun. Her şeyde bir çatlak vardır ve ışık böyle girer içeri.”
Leonard Cohen

Bir hafta sonu kahvaltısı için gittiğim köyde ailelerin çocukları ile vakit geçirebileceği şekilde kurulan güzel bir restoranda oturdum. Ne kadar güzel, aileler çocuklarını avm yerine buraya getiriyor, yaşamı bu pencereden gösteriyor diye düşünürken masadan kalkan bir aile yanımdan geçerken su içmekte olan çocuğa annesi ‘Daha şimdi masadan kalktık, bu su içmek nedir? ‘ cümlesi kulaklarımdan beynime o kadar hızlı gitti ki, o güzel düşüncelerim bir anda toz bulutu oldu. Anneye göre çocuk suyu masadan kalkmadan içmeliydi. Diğer türlüsü ya ayıp, ya yanlış, ya da farklı çocuk gibi bir anlam taşıyabiliyordu, bilemiyorum. Yaşamım boyunca çoğu defa duydum belki de benzer cümleleri ya da bizzat bana söylendi. Ancak işte farkındalığı ve gözlem yapabilmeyi yaşamıma katan ‘Koçluk’ bu cümle için mühendis gibi çalıştırıyordu zihnimi.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna nasıl karar veriyoruz? Burada kullandığımız ölçüler neler? Aslında önce bu sorulara cevap bulmak gerekiyor. Hayat, kural ve ölçülerle şekillenemeyecek kadar güçlü bir tavır sergiliyor. Biz ise toplumun bize altın tepside sunduğu ölçütler yetmezmiş gibi, kendimize ayrıca sınırlar çiziyoruz. Disiplinsizlik ya da anarşik bir hayattan bahsetmiyorum. Tabi ki düzen için olmazsa olmaz kalıplar hem toplumda hem iş hayatında gerekli olabilir. Ama söylemek istediğim özgün olabilmekte. Yani cam kafes içinde bir aslan sadece cam kafes içinde bir aslan. Ya doğada ki …

Nick Riggle ‘ Berbat Olmak Üzerine Bir Teori ‘ kitabında kelimelerin anlamlarının yaşamımızda nasıl evrim geçirdiğini şu sözlerle anlatıyor:
‘Mükemmel’ ya da harika‘ gibi sözcükleri şeker gibi dağıtıyoruz. Mükemmel miydi? Gerçekten mi? Huzur ve güven içinde mi bıraktı seni? Harika mıydı? Ciddi misin? Gerçekten harika şeylerle mi doluydu? Kahrolası bir sandviçi tarif etmek için ‘inanılmaz’ kelimesini kullanıyorsunuz. Peki ya düğün gününüzde ya da ilk çocuğunuz doğduğunda ne söyleyeceksiniz? Bu duyguyu nasıl tarif edeceksiniz? Sonuçta, ‘inanılmaz’ kelimesini lanet olası bir sandviç için harcadınız. (Sayfa:18)

Demem o ki mükemmel olmak mı? Kendin olmak mı? Arasında kaldığınızda aynadan istediğiniz cevap yerine dış sesinizle siz kendinize seslenin ilk hissettiğinizi ya da keyif aldığınız şeyleri veya kalbinizin hızlı çarpmasına sebep olan eylemleri.

Başarı ve kazanç mı?
Afrika’da her gün aslanlar ihtiyacı olduğu avı yakalıyor. Afrika’da ..
Sevgilerimle,

Ender ERMİŞ
Yönetici Koçu