Aslında Aşk!

Aslında Aşk!

215
0
PAYLAŞ

Aşk, antik çağda Yunanlar tarafından “Tanrıların Deliliği” olarak tanımlanırmış. Böyle tanımlanmasında bir gariplik yok; anlamak da oldukça kolay. Özellikle âşık olanların ilk aşamalardaki davranışlarını gözlemleyin; anlamsız hareketler, farklı söylemler ve hatta hiç yapmam denilen ama aşk için gösterilen metanet. ‘Normal’ diye tanımladıklarımızda bunları göremediğimizden yeni takındıkları tavır bize ‘delilik’ gibi görünür.

Bilim adamları aşkın kimyasını milyarlarca dolarlık fonlarla araştıradursunlar, biz de aşk dediğimizde ilk aklımıza gelen isimler Romeo ve Juliet, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı’dır. Aşklarının ne kadar büyük olduğunu da yapmış oldukları fedakârlıkların büyüklüğünden anlıyoruz. Demem ona; âşık olmak için dağları delmek, intihar etmek ya da çöllerde yıllarca gezmek gerekli gibi bir inancımız var. E bu durumda kadınlar ve erkekler de haklı tabi! Birbirlerinin belki de veremeyecekleri şeyleri vermelerini istiyor, bu olmadığında aşkı bulamadıklarına inanıyorlar. İlişkinin ilk aşamalarında dünyanın bütün orkidelerini hediye eden erkekler bir anda sevdiğinin doğum gününü bile hatırlamaz oluyor. E haklısınız kızlar; böyle aşk mı olur! Biraz çalış da bir dağ del, bir çöl geç; yoksa nasıl anlarım ben senin âşık olduğunu! E hadi onu yapamadın, en azından maaşa kıy da bir pırlanta al değil mi? Nil Karaibrahimgil kendi pırlantasını kendi takmış diye, her kadın kendi mi taksın? Hem hani dünyanın bütün orkidelerini alacaktın, ne oldu?.. Hadi söyle ne oldu?.. Anlayacağınız dert gerçekten büyük.

Aşk dediğin biraz olaylı olur, büyük olur. Hiç Türk filmlerinde görmedin mi sen, neler neler yapıyorlar!

Doğrusu hepimiz bunlarla büyüdük, bu anlayışla yetiştik. Aşkın tarifine, reçetesine; acıyı, fedakârlığı kattık. Bu olmadan da ne ona kavuşabildik ne de onsuz yaşayabildik.

Şairlerde destek verdiler algılamamıza, yazarlar acılı aşkları anlattılar. Can Yücel yalnız kaldı, aşkı anlattı; Nazım Hikmet hapse girdi, acı çekerken aşkı anlattı. Müptelası olduk imkânsız aşkların, tutsak sevgilerin… Sonra da bir kalıp biçtik aşkımız için, geleni sokmaya çalıştık içine, içinde olanı tutsak ettik kendi kalıbımızla…

Aşk fedakârlıktan çok emek ister. Ölümüne aşkların yerini ayakları yere basan, sürdürülebilir aşklar almalı bence… İlişkiler konusunda inandırıcılıktan uzak, masalsı anlatımların bize daha da zarar verdiğini görüyorum. Aslı Aydemir’in yazdığı “Aslında Aşk” adlı kitabını okuduğumda gerçekten hayat boyu âşık kalmak isteyen insanların neler yapmaları, acı çekmeden birbirlerine nasıl emek vermeleri gerektiğini gördüm. Bu alanda popülarite kaygılarından uzak, ayakları yere basan ve üzerinde çalışarak gerçekten ilerleyebileceğimiz bir eseri kaleme aldığını gördüm. Yaz aşkınızı bilmem ama gerçekten âşık olmak isteyenler için birebir!

BİR CEVAP BIRAK