AŞK İLE…

AŞK İLE…

163
0
PAYLAŞ

Yaşadığım ülkeye bahar geldi. Dallara tomurcuklar çok yakıştı. Rengarenk güller bahçeleri doldurdu, sayısız limon ağacı ve yemyeşil yaprakların arasından sapsarı limonlar dört bir tarafı sardı.

Her gün yürüyüş yapıyorum, bilmediğim sokaklara, caddelere giriyorum. Yanımda harita bulundurmuyorum ve hatta kendimi tam olarak nereden gitmeliyim şeklinde yönlendirmiyorum. Sesleri dinliyorum, bazen sokak arasında top oynayan çocukların cıvıl cıvıl seslerine doğru yaklaşıyor adımlarım, bazen bahçesinden sarkan sapsarı güllerine doğru sevimli bir evin…

Sokaklar bana rehberlik ediyor, Kulaklarımı takip ediyorum ve gözlerime yansıyan çiçekleri, ağaçları, kuşları…

Bu yürüyüşlerin sonunda, mutlaka kısa kısa ve harika hikayelerim oluyor. Tüm güzel hissettirenler birleşip, bir yürüyüş hikayesi ile kalbime yerleşmiş oluyor. Yürüyüşlerimin sonunda bilgisayarımı açıp, o kısa hikayeyi kelimelere döküyorum. Akışta gerçekleşmiş, hedefsiz, plansız ve amaçsız yürüyüşlerin sonunda, çok güzel seslerin, görüntülerin ve hepsini birleştiren hislerin bir hikayesi oluşuyor. Ardından, bir sonraki hikayeyi heyecanla yaşamayı bekliyorum.

Bakıyorum, her bir hikayenin birbirinden farklı içerikleri olsa da hepsinin ortak özelliği kalbimin derinliklerinden gelenleri takip ettiğim bir yürüyüş sürecinin sonunda oluşması. Plan olmaması, hedef konmaması, beklentilerimi karşılaması için bir amaç belirlenmemesi. Sadece saf ve tam bir amaçsızlığın tadını çıkarmak ve kalbimin sesini dinlemek yaptığım.

Aslında insanın doğası buydu, bozuldu. Eğitim sistemi, değişen nesillerin zihniyeti ve öğrenilmesi gereken öğretiler tarafından bozuldu . Üretkenlik ve istediğin bir alanda ilerlemek, insanın kendisini serbest bırakması ve bu isteğin kalbindeki sesle aynı hizaya gelmesi ile gerçekleşiyor. Kalbimizden gelen eylemleri serbest bırakabilsek ve sadece buna odaklanabilsek, elde ettiğimiz sonuçlar, çarşaf çarşaf yazılan eylem planları, son tarihi belli olan hedefler ve amaçlara ulaşmanın yarattığı korkular olmadan zaten gerçekleşecek.

Dünyayı aşk ile emek emek çalışıp üreten nesiller kurtaracak. Örneğin ben bir kadın biliyorum, bana göre dünyanın en güzel reçellerini o yapardı. O gül reçelinin yapraklarını özel gül ağaçlarından toplar, toplarken şarkılar mırıldanırdı. Sonra en güzel elbisesini giyer, mutfakta reçel yapmaya başlardı. Sevinçleri mutfak tezgahına dizilen kavanoz kavanoz reçellerde parlardı. O reçellerin tadı hiçbir zaman bir daha bulunamadı. Ardından sevdiğini camlarda heyecanla ve aşkla beklerdi. Hep sevinçler biriktirmek için aşkla yaşardı, her ne yaparsa aşkla yapardı.

Şimdiki ifadesi ile eski nesil, sevdiği yanındayken bile sevdiğini özleyen, eşine hem kadının, hem erkeğin saygısında sonsuz, sevgisinde eşsiz olmayı kalpten seçtiği nesil. O seçimler, içinde sevgi olduğu için yapılan tüm işlere de yansıyıp şekillenirken, sadece kalpten gelen sesler dinleniyordu ki halen anneanne yemeklerini, dedenin şefkatli sesini, komşunun çorbasını, mahallenin en iyi terzisinin diktiği elbiseyi özlemle hatırlayıp, aynı tadı, aynı güzelliği, aslında aynı duyguyu bir daha bulamayan azımsanmayacak bir çoğunluk var.

Bir hikayede ; krallıktaki en usta okçu olduğunu düşünen bir prens varmış. Tüm usta hocalardan dersler almış, çok uzun süreler çalışmış ve hedeflerine ulaşmış, okçuluk konusunda en iyi olduğunu düşünen bir prens.

Bir gün ücra bir bölgedeki ormandan geçerken bir kulübeye rastlamış. Kulübenin etrafında düzenli istiflenmiş oklar, bir usta tarafından yapıldığı çok belli olan ok başlarıyla birleştirilmek üzere güzel tüyler ve düzgün dallarla dolu bir kutunun yanında duruyormuş. Kulübenin etrafını dolaşan prens, kendisini inanılmaz derecede kötü hissetmesine neden olacak şaşırtıcı bir manzarayla karşılaşmış. Evin arkasında en ulaşılamaz yerlere boyayla işaretlenmiş, bazıları ortalama büyüklükte ama çoğu çok küçük yüzlerce hedef görmüş. Bazı hedefler ağaçların en yüksek dallarına, bazıları engellerin arka taraflarına, masaların ve sandalyelerin arkalarına veya sıra dışı yerlere, bir yaprak öbeğine, bir paçavra üzerine işaretlenmiş. Asıl şaşırtıcı olansa her hedefin tam ortasına bir ok saplıymış. Mükemmel olmayan tek bir atış yokmuş. Prens şaşkınlık içindeymiş ve ustanın dönmesini heyecanla beklemiş. Onu görür görmez kendisini bir öğrenci olarak kabul etmesini istemiş. Sırrını anlatmasını istemiş.

Usta; ‘’ benim ok atma yöntemim oldukça farklıdır ama mükemmel sonuç garantidir ‘’ demiş.

Prens çok sevinmiş ve dikkatle dinlemiş.

‘’Şöyle yapıyorum. Temel hareketle başlıyorum. Oku iyice gerip bırakıyorum, kalbimin en derininden aşkla hissederek gönderiyorum. Ok yerine ulaştıktan sonra da gidip etrafına hedefi işaretliyorum…‘’

Aşkla hissedip, emek emek çalışanların en büyük sırrı; bir hedefe değil, kalplerinin en derininde hissettiklerine odaklanmaları. İşte o zaman yüzlerce binlerce yıl da geçse değişmeyecek;

sonuç, mükemmel olacak…

Ahu Demirdamar
İnsan Kaynakları Danışmanı,
Eğitmen, Öğrenci Koçu