Ama…

Ama…

1335
0
PAYLAŞ

Dilimizdeki en acımasız sözcüklerden biri, zira kendisinden önce söylenen cümleyi tamamen anlamsız kılıyor, değersizleştiriyor.

‘Çok isterdim gelmeyi ama…’

‘Seni anlıyorum ama…’

‘Seni seviyorum ama…’

İşte çocuklarımızı ve ergenlik dönemindeki gençlerimizi en çok yaralayan kelimelerden biri de ‘ama’ oluyor. Duygularını tanımlayamayan yetişkinler, duygularını yönetemiyor ve ‘ama’nın o rahatlatan konforuna teslim oluyor. Kendi hayatlarında hedef koyamayan, karar veremeyen, harekete geçemeyen, bahaneleri ile mutsuz ve bunun dahi farkında olmadan yaşarken, ebeveyn olduğunda, istiyor ki çocuğu mutlu olsun. Kargaşa burada başlıyor. Çocuğunun mutluluğu için her şeyi yapmaya hazır, oradan oraya koştururken soluksuz kaldığında anlıyor bir şeylerin yanlış gittiğini. Çünkü mutlu olsun diye soluksuz kalınan çocuk da mutsuzluğunu haykırıyor yüzüne.

Ebeveyn nerde hata yaptığını düşünürken, gencimiz içindeki duygusal boşluğu doldurmak için dışarıya yöneliyor çoğu zaman. Yiyecek, uyuşturucu, alkol, kötü ilişkilere tutunma, karşısındakine bağımlı olma gibi yollarla hayatla baş etmeye çalışıyor.

Bu böyle olmak zorunda değil!

Çocuklarınızın mutsuz olmasına izin verin!
Çocuklarımızın içsel gücünü, dayanıklılığını, esnekliğini ve problem çözme gücünü geliştirmek istiyorsak, önce kendi yoğun duygularımıza tahammül etme konusunda iyi olmalıyız. Ve en önemlisi çocuklarımızı negatif duygulardan kurtarma dürtüsüne direnmeliyiz. Eğer hemen olaya müdahale edip çocuğunuzu kurtarırsanız, ona kendi duygularıyla baş edemediği mesajını verirsiniz. Çocuğunuzun üzüldüğünü ya da hüsrana uğradığını görmek çok zordur. Ancak duygularla baş etmek muhteşem bir hayat becerisidir. Ve sadece duygularla baş etme pratiği yaptıklarında bu konuda iyi olurlar. Çocuğunuza kendi duygularıyla baş etmesinin muhteşem hediyesini verin.

Örneğin;
Okuldan döndüğünde; ‘Bu öğretmen bana kafayı taktı, diğer konuşanları görmüyor, bir tek ben konuştuğumda fark edip bağırıyor.’ dediğinde, ona ‘Sinir oluyorum bu öğretmene’ demeyin. Böyle söylediğinizde kendi duygunuzu onunkinin üstüne eklemiş olursunuz. Onun yerine; “Çok üzülmüşsün sen. Ne yapacaksın? Bir dahaki sefere daha farklı ne yapacaksın?”  diyerek duygusunu anladığınızı, çözüm için kendisinin bir şeyler yapması gerektiği mesajını verirsiniz.

Çocuklarınızın güçlü yanlarını parlatın!
Çocuklarınızın güçlü yönleri hakkında konuşun, övün. İstediği bir şey için güçlü yönlerini kullanarak gösterdiği çabayı görün ve takdir edin.

Anne- baba olmak, kendimizi geliştirmek ve doğru model olmak için çabalamak için fırsattır.
Çocuklarınızın beyinlerinde ayna nöronları bulunur. Sizin davranışlarınızı kopyalarlar. Hatta kendi sinir sistemlerini oluşturmak için sizinkinin bir kısmını ödünç alırlar. Ebeveyn olarak kendi duygularınızı, çocuklarınızın önünde iyi bir şekilde yönetirseniz, pozitif duygu yönetimini modellemelerini sağlayabilirsiniz.

Çocuklarınızın duygularını görmezden gelmeyin!
Duyguları inkar etmek onları asla ortadan kaldırmaz. “Kes ağlamayı, hiç de acımadı” ya da “Korkmasana, film o kadar da korkunç değildi” gibi şeyler söylemek, duygunun ortadan kaybolmasını sağlamaz, ama gerçek duyguları bastırabilir. Çocuğunuz ne hissediyorsa, ona yönelik yorum yapın: “Filmden çok korkmuş gibi görünüyorsun, yüzünden belli oluyor.” Duygusal yansıtma, çocuğunuz için duygusal güvenlik sağlar. Ebeveynler olarak sözlerimiz “seni görüyorum, seni duyuyorum, seni anlıyorum” sözcüklerini içermelidir. Empati önemlidir, çünkü empatiniz çocuklarınızın kendi duygularını çözmelerini ve yönetmelerini sağlar. Empati yoğun ve derin duyguları dağıtır.

Duygusal olarak olgunlaşmış, duygularını tanımlayabilen ve onları yönetebilen bireyler, bahanelerin arkasına saklanmaz, çocuklarını ve tüm dünyayı ‘ama’ sız severler.

Ama’sız sevilen, çocuklar: Duygularıyla barışık, duygularını yönetebilen bireyler olurlar. Hayatları boyunca kurdukları ilişkilerde, yetişkin düzeyini koruyan, barışçıl ve çözüm odaklı oldukları gibi empati kuran, paylaşımcı ve özgür bireyler olacakları kesindir.

Sevgi, umut ve barış ile…

 

BİR CEVAP BIRAK