Alışkanlıklarımızın ve hayatın içindeki tanımlarımızın farkında mıyız?

Alışkanlıklarımızın ve hayatın içindeki tanımlarımızın farkında mıyız?

132
0
PAYLAŞ

Hayatımıza her geçen gün yepyeni şeyler girdiği gibi bazı şeyler de vadesi dolarak çıkıyor. Her şey olması gerektiği zaman, olması gerektiği gibi oluyor.

Hep diyoruz ya ‘en kötü karar, karasızlıktan iyidir’ diye ya da ‘bir şeye karar vermek (seçim yapmak)her zaman başka bir şeyden vazgeçmek demektir’ diye. İşte hayatın tam da özü bunlar, yani alışkanlıklar ve kararların farkına varmak.

Sorgulamak lazım. Hep içe dönüşten bahsediyoruz, biz koçlar seans sırasında danışanlarımızın değerlerine, inançlarına, onların karar almalarını sağlayacak içsel potansiyellerine ve hatta alışkanlıklarına bakıyoruz. Neleri hayat getirmiş, zorunda mı kalmışlar, neleri aslında bilinçli olarak kendileri seçerek nelerden vazgeçmişler diye danışan ve koç olarak bir ortaklık kurup farkındalıkların yaşandığı sihirli seanslar ve anlar yaşıyoruz.

Kendi farkındalıkları ile kendini daha iyi tanıyor insan. Hayatını alışkanlıklarının ya da inançlarının yönettiğini zamanla anlıyor insan. Sen mi seçtin, toplum mu sana bu rolü verdi, bu gerçekten istediğin yapabileceğin bir şey mi yoksa bir an gelmiş başlamışsın ve zamanla alışkanlığın mı olmuş? Gerçekten mi bu kadar zor, korkutucu ve yıpratıcı yoksa bu sadece bir inanç kalıbı mı? Kısacası diyorum ki işte bu sınırlar yani yaşadığın konfor alanını sen mi çizmişsin yoksa çizilmiş mi bir şekilde?

Konfor alanımız acısı ve tatlısı ile yaşadığımız, bildiğimiz alışkın olduğumuz, iyi kötü neler olabileceğini tahmin edebildiğimiz alanımızdır. Eğer ki birey konfor alanı içindeki yaşamayı göze alabileceği en alt sınırını belirlemez ise ‘sıkışmışlık’ kelimesini bolca kullanabilir. Sınırlarımız esnek olmalı, bizi daraltıp hareket alanımızı kısacak katı ve değişmez sınırlar olmamalı. Sınırlar yıkılmaz değildir. Değerler sınırlarımızı çizmemize yardımcı olurlar. Değerler en az değişen özelliklerimizdendir fakat asla değişmez değillerdir. Şu an güvenlik değerim değil başarı değerim yüksek olabilir belki, fakat yaşadığım çevrede savaş çıksa güvenlik değerim başarı değerimin önüne geçer.

Doğanın her mevsim tekrar tekrar değiştiği ve her değişimin bir katkısının mutlaka olduğu gibi insan da özünde aynı kalmakla birlikte bazen ufak tefek bazen büyük değişimler yaşayabilir. Her yaşanılan olayda ise yepyeni kararlar alabilir ya da inançlarını ve alışkanlıklarını daha da güçlendirebilir. Esnek olmak ve yaşanılanlara daha geniş perspektiften bakabilen birey rahatlar ve kendisini ‘sıkıştım’ diye tek kelimeye indirgeyerek açıklamak ve zihnine düşünce duvarları örmekten ziyade, ‘peki ne yapabilirim?’ diyerek içinde bulunduğu durumu kabul eder ve zihnini aktive ederek harekete geçiren bir düşünsel sürece girer. Yani takılıp kalmaz ve çözüm arar. Hayatın içinde pozitif olmak hiç sorun yaşamamak değildir. Hayat tabi ki sorunlar ve zorluklar çıkaracaktır karşımıza ama pes etmeyenler yol alacaktır sadece.

Gözümüzün önünde olup da hatta gözle görülür elle tutulur olduğu anlarda bile fark edemeyebiliriz içinde bulunduğumuz durumları. Tanımlarımız ve bakış açımız çok önemlidir hayata karşı olan duruşumuzda. Bazı inanç ve kalıplarımız ya da hayata karşı olan tanımlarımız gerçekleri fark etmemizi engelleyebiliyor ya da görmemizi geciktirebilir.

Bir danışanım yaşadığı ilişkisinden yorulmuştu fakat ayrılmak gibi bir düşüncesi de yoktu. Yorgunluğundan dolayı ilişkisini keyifle yaşayamayan danışanım kendisini ‘Hep ben fedakarlık yapıyorum, yoruldum.’ diye anlatıyordu. Kendine bakmıyor, sürekli karşı tarafın hatalı olduğunu ve değişmesi gerektiğini söyleyip duruyordu.

Seansımızın ilerleyen dakikalarında sordum ona ‘senin için mutlu bir ilişki ne demek?’ diye. Hiç düşünmeden verdiği cevabı ise şu oldu. ‘İlişki fedakarlıktır.’ Ve bu andan sonra tabi ki sessizlik geldi. Bir farkındalık ile ilişkiye bakışı ve ilişkinin seyri değişti. Çünkü ilişki tanımının bu olduğuna hiç bakmamıştı.

Bir diğer danışanım ise yıllar öncesi eşi ile ayrı yaşamaya başlamış, istemediği bir evliliği boşanma ile bitirmişti. Boşanma nedeni ise eşinin kendisine çok fazla karışıyor olmasıydı. Fakat yeni hayatını kurmaya çalışırken ise bocaladığı zamanlar oluyordu. Zamanla kendisini tanıdıkça seans içinde ve dışında kendini sürekli takip eder olmuştu. Bir seansımızda ise ‘Ben eşimden ayrı yaşayalı yıllar boşanalı ise aylar oldu, ama ben far kettim ki gece yatarken bile yatağın tamamen bana kaldığını fark edememişim, hala kendi tarafımda yatıyorum, hayatım şu an tamamen benim elimde olduğu gibi yatağım da tamamen bana ait olduğunu ben şimdi fark ettim. ‘ demişti.

Yani yatağını bile özgürce kullanmak, elini kolunu her yere uzatarak uyumak istemişti. Ama bunu hemen görememişti fark edememişti. Alışkanlıklar hayatımızı etkiler. Bu alışkanlıkları nasıl edindiğimize bakmamız gerekiyor ki bize yarar mı yoksa yararlı değil mi görmek için. Alışkanlıkların nasıl hayatımızda yer ettiklerini keşfetmemiz lazım.

Bir diğer danışanım ise yaşadığı tüm ömrünü (70 li yaşlarında şu an) sadece ve sadece başkalarını mutlu ederek geçirmişti. Anne babası için yaşamıştı çocukken, onların istedikleri her şeyin kendisi için en doğrusu olduğunu düşünmüş ve inanmış hiç sorgulamamıştı ben ne istiyorum diye. Kardeşleri okula gitmiş eğitim almış ama kendisi ailesi istemedi diye evde oturup yardım etmişti ebeveynlerine. Sonra evlenmiş ve çocukları olmuştu. Bu kez de tüm hayatı eşi, eşinin ailesi ve doğan kendi çocukları olmuştu. Aslında buralarda hiç sorun yaşamamış ve çok da mutluymuş, hala da gülümseyerek anlatıyor o yılları.

Fakat sorun şu an başladı, ebeveynlerini zamanla kaybetmiş, sonra tüm çocukları evlenmiş, ardından yıllarca eşinin hastalığı ile mücadele etmiş ve yakın zamanda da eşini kaybetmiş. Ben bu aşamadan sonra tanıştım kendisi ile ve asıl sorunu eşini kaybedince yaşamış. Çünkü hayat tanımında yalnız kalmak yok, mutluluk tanımında kendi istekleri yok. ‘İnsanın kendisi için yaşaması ne demek ki ?Bana herkes hayatını yaşa diyor, hayatını yaşa demek ne demek?’ diyerek gelmişti bana. Bunu hiç yapmamış ama hayat şu an kendisine kendi kendisi ile baş başa kaldığı zamanı vermişti. Kendini hiç dinlemediği için şu an kendini duymakta çok güçlük yaşıyor.

Değerlere bakarak, edinilen inanç ve alışkanlıklara bakarak, hislere bakarak ve adım adım takip ederek, hayatın içindeki kendi tanımlarına bakarak zamanla hayata karşı bakış ve duruşunu keşfediyor insan.

Gerçekten hayatını yaşa ne demek?

Pınar SAYAN
Yaşam – Aile & Öğrenci Koçu

BİR CEVAP BIRAK