Alın yazısı, alnımızın arkasındaki ön beyinde yazılı!

Alın yazısı, alnımızın arkasındaki ön beyinde yazılı!

74
0
PAYLAŞ

Uluslararası Koçluk Federasyonu ICF Global’in ülkemizdeki imtiyazlı kuruluşu ICF Türkiye(Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği-UPDK), her hafta düzenlediği ve yaz boyunca ara verdiği “Çarşamba Webinarları” etkinlik serisini, psikiyatrist yazar Dr. Gülseren Budayıcıoğlu ile tekrar başlattı.

ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı, profesyonel koç Nuray Akmeriç’in açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte Budayıcıoğlu özetle, kişiliğimizin oluşumunda aile ve evin önemine dikkat çekerek; bu bağlamda konuşmasında özellikle “şiddet” ve “bağlanma” olgularına yer verdi.

Alın yazısı, alnımızın arkasındaki ön beyinde yazılı

Doğu ve Batı kültürleri farklılıklarına da vurgu yapan Budayıcıoğlu konuşmasına, “Alın yazısı güzel bir sözcüktür. İnsanoğlunun uzun yıllara dayanan kültürel birikimini son dönemlerde biraz hafife alıyoruz bence. Kaderimiz ya da bizim müdahale şansımızın olmadığı şeyler; alnımızın arkasında bulunan, frontal lob ya da ön beyin denen kısımda bulunur. Bir anlamda, Tanrı ya da doğa orada kaderimizi bize yazdırıyor” şeklinde başladı. 

İki önemli kod

İnsanların dünyaya iki önemli kodla geldiğini vurgulayan Gülseren Budayıcıoğlu, “Bunlardan birincisi, ‘Kendini koru; ölmemek için her şeyi yap!’ şeklinde özetlenebilir. Bebek bunun için önce sahibini arar ve anneyi hemen tanır ve bir an önce onu kendisine bağlamaya çalışır. Çocuğuyla iyi ilişki kurmaya kararlı ve hazır anneler, bebeğiyle iletişimi hemen çözerler. Unutulmaması gereken önemli bir ayrıntıda, insan beyninin, doğduktan üç ay sonra gelişimini tamamladığı gerçeğidir. İkinci kod ise, ‘Çabucak öğren, kodla ve kendine bir program çıkar’ şeklinde özetlenebilir. Aynı bilgisayarlardaki alıcı mekanizmanın benzeri, hiç kapanmayan bir şekilde bebeklerde de var. Kim öfkeli, kim şefkatli, kim şiddete yatkın bilir bebekler. Korku duygusunu doğmadan bizlere doğa ya da tanrı yerleştiriyor. Ölümden korkmamız ve kendimizi korumamız; aslında işin özü bu” açıklamaları dinleyiciler tarafından ilgiyle takip edildi.

Gülseren Budayıcıoğlu: “Doğu toplumları için fedakarlık hala doğal, umarım bunu koruruz.”

Sözlerinin devamında, bebeğin sevgi, huzur ve fedakarlık duygularını yaşamasının önemine değinen ve bizim gibi toplumlar için fedakarlığın hala doğal olduğuna, Batı kültürü için artık pek tanıdık olmadığına dikkat çeken Budayıcıoğlu, şöyle devam etti: “Biz de Tanrı misafirliği hala önemlidir, evimizi açarız. Umarım toplum olarak bu hasletlerimizi koruruz. Uygarlaşmak bir anlamda duyguların törpülenmesidir, dikkat etmek gerekiyor. Siz altını temiz tutarsınız, karnını doyurursunuz, her şeyi yaparsınız ama yine de ağlar bebek; şaşırırsınız. İşte o güvenlik kaygısı, korku duygusu hakimdir o anda. Evde huzur yoksa, ömrü boyunca o huzuru öğrenemez maalesef o insan. Örneğin bir anne bir süreliğine bebeğinden ayrı kalmak zorunda kaldı diyelim; genelde derhal hastalanır bebek, beden direnci hızla düşer. Terkedilmiş hissi yaşar çünkü. Bebeği yedirip, içirmek iyi bir bakım sağlar ama kader dediğimiz şeyin güzel olmasını sağlamaz. Ama istikrarlı bir şekilde sevgi ve huzur duygusunu yaşarsa bebek, maddi eksiklik olsa bile huzurlu ve mutluluğu sürekli olur. Fedakarlık görmemişse, ne olduğunu bilemez insan. Bakıma muhtaç bebek bencildir; kendine ait yaşar. Unutulmaması gerekiyor; doğanın verdiği kodlar dışında, sizler nasıl kodlar yüklerseniz, öyle şekillenecektir program. İyi kodlar, iyi program çıkartır ortaya; kötü kodlar ise kötü… Bebek müthiş bir gözlemci olmak zorunda hayatta kalabilmek için. Kader motifinde en önemli nokta, bebeğin ne görürse onu kayda almasıdır. Ve kötüyü anlamazsak, nasıl kötü olunuyor onu bilmezsek, onu durduramayız. Ve tüm bunların yaşandığı yer genelde evlerimizdir. Evde fiziki ya da psikolojik şiddet varsa, kavga varsa mesela; o evde yetişen çocuk, hayatta güçlü olmak için hep bu şiddeti uygulamak lazım duygusunu kodlar. Ayrıca insan kötüdür bilgisini kodlar ve bundan çok korkar. Korku duygusu arttıkça, şiddete eğilim yükselir. Bu arada önemli bir ayrıntı da şu: Psikolojik şiddet, en az fiziki şiddet kadar yaralayıcıdır.” 

Gülseren Budayıcıoğlu’nun bu açıklamaları, özellikle insanlığın yüz yılda bir yaşadığı bir küresel salgın döneminde, bu gerçeği unutmamak adına özellikle dikkat çekti.

“Feda” değil; “fedakarlık”

Budayıcıoğlu, fedakarlık duygusunun, kendini feda etmeye dönüşmemesi gerektiğini de özellikle belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: Ruh ve beden bir bütündür; birbirini tamamlayarak bir bütünü oluştururlar. Araştırmalarda, ölümcül hastalıkların, kendi hayatını yaşamak yerine başkalarına öncelik vermiş insanlarda daha çok çıktığı görülüyor. Fedakarlığı, hasta edecek düzeyde feda etme boyutuna çıkarmamak çok önemli. Kader motifi bizi, tanıdığı ortama götürmeye çalışıyor. Başka bir derdi yok. Bu da bizi ‘aile’ olgusuna bakmaya götürüyor. Kader motifi, parmak izi gibidir; değiştirilemez. Bu programı sevmedim, gidip başkasını alayım diyemiyoruz. Ama hayatımızda, bebeğimizin hayatında devam etmesini istemediğimiz şeyleri iyi tespit etmeliyiz. Ve geçmiş öykülerimizi incelememiz yararlı olur. Burada ev ve aile ilişkileri çok önemli…