Ağrıyan Kemiklerden Ağrıyan Ruhlara…

Ağrıyan Kemiklerden Ağrıyan Ruhlara…

414
0
PAYLAŞ

Geçenlerde, çocuk psikiyatristi olan ve bu işe yıllarını vermiş bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bundan yıllar önce bana verdiği bir tavsiye kulağıma küpe olmuştu, “Çocuğuna yalan söylemek ona yapacağın en büyük kötülük. Ne olursa olsun, acı çekeceğini bilsen bile ona asla yalan söyleme!”

Şimdi 17 yaşında olan oğlum o zamanlar 3 yaşındaydı; ben bu sözü hiç unutmadım ve oğluma bu zamana kadar doğruları söyledim. Doğru, zaman zaman canı yandı; onun canı yanınca benim canım bin kat fazla yandı ancak gerçeğin ve net olmanın gücünü ve önemini de gördüm hep bu süreç boyunca…Çocuğuma güven ortamı oluşturmayı, kendisini emin ellerde hissetmesini sağlayabildim. Ayrıca, benim ona hiç yalan söylemediğimi görünce, o da bana yalan söylemedi; her ne olursa olsun doğruları paylaştı. Aramızda oluşan o güven ve sevgi bağına en etki eden unsurlardan biri oldu bu durum.

Arkadaşımla yaptığımız son konuşmamızda da ergenlerden bahsettik. İşim ergen yaştaki gençlerle olunca, ister istemez konu da oraya geliyor. Bir çok anne-babanın gündeme getirdiği konudur; çocuğumu tanıyamıyorum, çok tepki veriyor, atarlanıyor, vb bir çok şikayet duyarız. Bununla ilgili konuşurken bana şöyle dedi,

“Küçükken çocukların kemikleri ağrır, büyüyünce de ruhları ağrır…”

Bir an kaldım bu cümleyi duyunca… Çocuklarımızın aslında nelerle uğraştıklarını, hangi ortamlarda ne kadar farklı durumlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını düşündüm. Bir yandan değişen bedenleri, aktive olan hormonları, diğer yandan büyümenin beraberinde getirdiği fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, arkadaşlar, aile ile ilişkileri, bireyselleşme sancıları, sınav stresi, ailelerinin kendilerinden beklentileri, gelecek kaygıları, içinde bulundukları ortam, her gün medyada maruz kadıkları gerçekler, vb. derken aslında zorlanmamaları mümkün değil. Çocuklarımız bütün bunlarla ve daha fazlasıyla baş etmeye çalışıyorlar. Bu süreçte anne-babalar olarak bizler de kendimize göre elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ancak acaba yeterli mi? Onları gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?

“Ruhu ağrıyan” birine nasıl yaklaşılır, nasıl derman bulunur, biliyor muyuz? Yoksa varsayımlarımız ve kendi doğrularımızla mi ilerliyoruz, hiç düşündünüz mü?

Ergen yaştaki çocuklarımızın zaman zaman ailelerine verdikleri tepkiler ve öfke patlamaları ile de şu yorumda bulundu psikiyatrist arkadaşım, “Ne güzel ve ne şanslılar ki bunu yapabilme lüksleri var…” 

Evet, aynen okuduğunuz gibi… Bizim şikayetçi olduğumuz bir konuyu lüks olarak değerlendirdi, çünkü çocuk orada kendi olabiliyor; her ne yaparsa yapsın kabul edildiğini ve sevildiğini görüyor ve biliyor. Bu da kendisine güvenli ortam sağlayıp özgüvenini geliştirdiği gibi, duygularının dışa vurumu ve rahatlaması için de araç oluyor. Unutmamak lazım ki o tepkilerin çoğu anne babanın şahsına değil aslında. “Ruhu ağrıyan” çocuğun ağrısı ile baş edebilme yöntemlerinden biri; belki de en önemlisi.

İsviçre’de annesiz ve babasız bir çok çocukla da çalıştığını da söyleyen arkadaşım, şunu da ekledi; “Oradaki çocukların fiziksel anlamda her şeyi karşılanıyor; kalacak güzel yerleri var, en güzel yemekleri yiyorlar, en iyi eğitimi alıyorlar; ancak o kadar. Nazlarını çekecek ve tepki verdikleri takdirde onlara anlayış gösterecek kimse yok etraflarında; böyle bir lüksleri yok…”

Merak ediyorum, şu anda ne düşünüyorsunuz çocuklarınızın verdiği tepkilerle ilgili olarak?

Hazır bu lükse sahipken, çocuklarımız bunun tadını çıkarsalar ve bizler de anne babalar olarak onların güvendikleri insanlar olduğumuz bilinciyle bunun tadını çıkarsak…? Çocuklarımızın pozitif taraflarına daha fazla odaklansak ve aslında çok eğlenceli olan bu süreci, farkındalıkla, hep birlikte, doya doya yaşasak nasıl olur?

Ayça AYTAÇ
Profesyonel Öğrenci ve Motivasyon Koçu
İzotomi Analisti ICA
NLP Uzmanı

Bu makaleyi sevdiyseniz “Çocuğumun benim yaşadıklarımı yaşamasını istemiyorum” adlı makaleyi de okuyabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK