Korkular

Korkular

376
0
PAYLAŞ

Korkularımızı, kaygılarımızı, endişelerimizi düşündüğümüzde çoğunun ihtimaller üzerine kurgulandığını görürüz. Olmamış bir şey üzerine kaygılanmak, hakkında uzun uzun düşünmek, hatta gecelerce uykusuz kalmak… Hepimiz bir şekilde yaşamışızdır bu durumu.

Çocukluktan itibaren pek çok şeyi, görürüz, duyarız, hissederiz ve deneyimleriz. Hepimizin dünyayı algıladığı bir filtresi olur böylece. Bu filtrelerden geçirerek kaydettiğimiz bilgilerimiz, bir süre sonra inançlarımız olarak geri gelir bize. Öyle güçlü inançlar olur ki, bazen kendinizi kapana kısılmış gibi rahatsız hissetseniz de engelleyemezsiniz bazı düşüncelerinizi. İşte korku ve kaygılarınızda bu evrede size miras kalmış düşünce bozukluklarınızdan başkası değildir aslında.

Örneğin çocukluğunda, aile içinde, hata yapmanın, senin için korkunç sonuçlarını gözlemlemek ya da yaşamak zorunda kaldığında, büyüyüp bir yetişkin olduğunda cesaret ile karar alan, risk alabilen bir birey olman zordur. (Hata yapma korkusu, mükemmeliyetçilik) Ya da maddi yetersizlikler ve yokluklar ile geçen ilk gençlik yılların varsa, yetişkinliğinde para senin için araç değil amaç olmuştur bile. (Maddi yetersizlik korkusu)

Kaygılarımızın sebepleri orta da iken bir de üstüne biz onu odağımıza alarak çoğaltır büyütürüz. Öyle çok düşünürüz ki bir bakmışız gerçek olmuş. Böylece kendimize kanıtlamış oluruz, bir şekilde inançlarımızı güçlendirmeye devam ederiz. Çekim yasasını duymuşsunuzdur, tam olarak bu durum gerçekleşir işte, siz çağırırsınız o da gelir!

Korkularımız yüzünden, yaşadığımız stresin yanına bir de kaybettiklerimiz eklenir. Girdiğimiz kısır döngü, yaşamın güzelliklerini fark etmeyen, hayal kuramayan, kursa dahi peşinden gidecek cesareti olmayan bireyler haline dönüşmemize sebep olur. Sonra mı? Sonra hep yanlış insanlar çıkar karşına, hep suç başkasınındır artık!

Oysa, duygular düşüncelerimizi, düşünceler davranışlarımızı değiştirir. Davranışlarımız değiştiğinde ise yaşamımızı değiştiğine tanıklık ederiz.

Peki, duygularımızı nasıl değiştireceğiz?

İhtimalleri değil, hakikatleri odağımıza koyarak başlamalıyız önce. Şikâyet etmeyi bırakarak, hoşlanmadığımız hakikatleri nasıl değiştireceğimizi düşünmeliyiz. Tabi kurban olmadığımızı da görmemiz şart! Kendine acımaya son yani!

Hayatımızın yaralı yönünü düşünüp, sürekli yarayı taze tutarak bütün hayatımızı kocaman bir yara yapmak yerine, o yarayı sarıp, başka yerlerim sağlıklı diye düşünerek şükretmeliyiz!

En çok da daha çok sevmeliyiz, çocukları, hayvanları doğayı. Sevginin iyileştirici gücüne inanmalıyız hem de sarsılmaz bir bağlılık ile…

Çünkü, yeterince sevilmiş hiçbir birey nefret duygusunu yüreğinde barındıramaz ve yeterince güvende hissetmiş hiçbir bireyin aklına korku gelmez…

Sevgi, umut ve barış ile…

Buket Özbek
Yaşam ve Öğrenci Koçu
NLP Master

BİR CEVAP BIRAK